20 Mart 2009 Cuma

Altıncı günde grup, Goritsy’den Kirilov Kasabası’na gider, suları 10 yaş gençleştiren Beyaz Göl kıyısındaki Aziz Kiril Manastırı’nı gezerler.

Kahvaltı salonundaki yığılma yüzünden rehberin bir gece önce kapıların altından attığı programa siyah harflerle eklediği sabah kahvaltısına isteyenler daha erken gelebilir uyarısı pek işe yaramaz, 29 Temmuz sabahı yine aynı neşeli uğultu içinde yerel giysili güzel Rus kızlarının hizmet ettiği masalarda kahvaltı edilir.

St. Petersburg’a yaklaşıldığından 3. ve sonuncu Rusça Dil Kursu’nun konusu adres soruşturma olur: Cadde prospiekt, sokak uulitsa (gizli bir n sesiyle biten), meydan plooşed, giriş/çıkış (gizli v sesiyle başlayan) vhod/vıyhod, bilet bilyet, ….nasıl gidebilirim? Kak praytzi….? Otobüs durağı nerede? Die astanovfska avtobusa?.. Bir miktar da alışveriş pratiği yapan, kaç para? Stkolka stoilt?, kare kuadrat, dikdörtgen priamougolnik, masa örtüsü skaytyert, küpe siergi, bilezik brasilet, kırmızı kraasnıyh, sarı joltyn, yeşil zîloni, siyah çorniy… demeyi öğrenen grup, yazılı sınav olarak oda numaralarını, yaşadıkları yeri ve isimlerini Kiril harfleriyle (elbette açık kaynak) yazmadan önce dillerin değişmekte olduğu söyleşisi sırasında yerel rehberin, kara gözler isimli eski bir şarkıyla ilgili "ben söyleycem yani, böyle ooçi çorni (kara gözler) çok komik!" saptamasına, meseleyi tam kavrayamamakla beraber kendi deneyimlerine dayanarak hak verirler.

“Abla” ve kız kardeşlerinin, katılmadıkları Peçete Katlama Sanatı Dersi’nin başarılı örneklerinden birini, papyonlu garson ceketi biçiminde olanını, tabakları yanında buldukları öğle yemeği biterken gemi, 1544 yılında yapılmış Yeniden Doğuş Kadınlar Manastırı önünden geçip tepe anlamına gelen Goro’dan türemiş Goritsy limanına yanaşır.

8 km ötedeki Aziz Kiril (Kirillo Belozorsky) Manastırı’nın bulunduğu Kirilov Kasabası, aynı zamanda Rusya’nın ekolojik açıdan en temiz yerlerinden… Günlük programda gündüz +15, gece +9 derece, bulutlu ve yağmurlu denilerek belirtildiği gibi etkili yağış altında, bir başka turist grubuna karışmamak için üstün gayret sarf edip, kulaklığından akan bilgileri de unutmamaya çalışarak manastırı gezerlerken “abla”nın aklında kalanlar: "Etrafındaki surların uzunluğu 2 km… zamanında vergiden muaf tutulmuş… o zamanlar içinde 200 rahip ve 700 hizmetli varmış, çevredeki 600 köy, 20 bin insan buraya bağlıymış… Artık sadece 2 rahip barınıyor… Rusya’nın en zengin manastırı olarak bilinir…" Müze haline getirilmiş manastırın mirası, aralarında 7 kg gümüşle yapılmış bir tanesinin de bulunduğu ikonalar, dinî kitaplar, tören giysileri bu zenginliğin ışıltılı kanıtları. İnşaatı yıllar boyu eklemelerle süren, bir dönem asillerin ve din adamlarının hapishanesi olarak kullanılan manastır 17. yüzyılda sağlam duvarları sayesinde 6 yıl süren Polonya ablukasına direnebilmiş. Kiril’in mezarının bulunduğu şapelde koroyu izleyen “abla”nın dikkatini en çok, ibadete katılan gençlerin çokluğu çeker. Manastırın kıyısında bulunduğu Beyaz Göl’ün soğuk suyunun, insanı 10 yıl gençleştirdiğini duyarak yüzünü yıkayan “abla”, gruptan bir arkadaşlarının hemen fark ettiğini söylediği sonuçlarını bizzat test eder.

Çekirdek ekip, Manastır dönüşü Goritsy’de, köy içinde gezerken dışındaki ahşap süsleme bolluğunun dikkatlerini çektiği evin neşeli köpeğince içeri davet edilir: Ortanca kardeşin Almanca konuşarak anlaştığı Sergey ve eşinin ufacık evinin ana öğesi tam ortasındaki, küçük bir oda iriliğindeki, 40 metrekarelik alanı küçük sıcak yaşama birimlerine ayıran, arkada kalan yüzünde yemek pişirmeye yarayan girintilerin olduğu kireçle boyalı, tavana kadar kocaman bir soba! Buzdolabı yanında pencere önüne koyduğu minik bir masada çizimlerini yapan sıcakkanlı güler yüzlü Sergey’in oymalarıyla süslemediği tek bir eşya yok… Kapıda Sergey, eşi, kedisi ve köpeğiyle fotoğraflar çekilip vedalaşılır, köye dönülür. Kürk alışverişi yapılan tezgâhların yanındaki ufak içki dükkanından votka ve klukvan denen kırmızı yabani meyvenin liköründen alınır.

16:00’da gemi Kiji’ye hareket eder.

Rehberin sunduğu Rus Tarihi Dersi zamanda ve zeminde çok geniş yer kaplayan bu büyük ülkenin tarihi konusunda ancak kabaca bir fikir verir niteliktedir. Tatiana ve Ludmilla’dan Rus klâsik müziğini izleyip yemek sonrası halk şarkılarının seslendirildiği konseri dinleyen “abla” ve kız kardeşleri, son zamanlarda alışkanlık haline getirdikleri yürüyüşlerden biri için daha, rehberin lütfen ama lütfen! diyerek yalvar yakar uyardığı, gecenin soğuğu ya da yağmur yüzünden ıslanmış olabilecek güverteye dikkatli biçimde çıkarlar.

Gezinin beşinci günü grup, Volga ve Kotorosl nehirlerinin kesişme noktasındaki “ilklerin kenti” Yaroslavl’ı gezerler.

Geminin koridorlarında, kahvaltıda birbirleriyle karşılaştıkça İstanbul’da 18 cana mal olan terör haberini konuşup hüznü paylaşan grup 28 Temmuz sabahı 8:00’de Prens akıllı Yaroslavl tarafından kurulan, 1598’de Moskova’nın işgâl tehlikesi üzerine bir süre başkentlik yapan Yaroslavl’a varır.

Banyodaki değil, buzdolabı prizleri… diye üst üste tembihlenerek şarj ettikleri dinleme aletlerini kuşanıp limandaki 5 no.lu otobüste yerlerini alırlar, yolda rehberin anlattıkları: "…Yaroslavl “ilklerin kenti”, ilk kamyon, traktör, troleybüs, iş makineleri burada yapılmış, ilk drama tiyatrosu burada kurulmuş, ilk gazete burada yayınlanmış, en önemlisi yapay kauçuk Dünya’da ilk kez burada imâl edilmiş, ilk kadın kozmonot Valentina Terishkova bu bölgeden…"

Her biri farklı çok güzel seramiklerle bezeli asimetrik duvarlı Aziz İlyas Kilisesi, Berlin’de yapılan bir yapılan bir yarışmada, en iyi dış mimâriye sahip 3. dinî yapı seçilmiş. Şehrin sembolü, Prens Yaroslavl’ın korsanların üzerine saldığı ayıyla boğuşup yenmesi anısına, omzunda balta olan bir ayı… Valinin, odaları zengin tablolarla dolu evinin salonunda minik bir oda müziği konserine eşlik edip dans edenler, bakımını öğrencilerin yaptığı, dinmekte olan yağmurla pırıl pırıl, güzel geniş bahçeye çıkarlar. İki nehrin buluştuğu parkta, rehberin bedenin elektriğini dengelediğini belirttiği milyon küsur yaştaki göktaşına sarılıp fotoğraf çektirmek isteyenlerin kuyruğu uzamasa, “abla”, orada ööööylece, taşla sarmaş dolaş, bir ömür sürdürmeye niyetli… Az ötede yanan kilise yerine dikilen üç aziz heykel grubu, dileklerini attıkları paralarla sağlama almaya çalışanları epey uğraştırır. Grup; önünde, savaşa katılmamasına karşın endüstri şehri olduğu için Almanlar tarafından bombalanan fabrikada ölen kadın işçiler ve askerler anısına, 365 gün -günde 6 saat- doğalgaz ateşi yanan Meçhul Asker Anıtı’nı ziyaret ederken ortaya çıkan; Rusya’da evlerde beslendiğinden sokakta –kırsalda- ilk kez karşılaşılan ve grubun kedi severlerinin hızlıca o yana seğirtmesinin nedeni, duman rengi-beyaz, nazlı edalı, sevilmekten pek memnun bir kedi, ilgi odağı olur.

Daha çok Azerbaycan’dan gelen şaşırtıcı bolluk ve güzellikteki meyve ve sebzenin, baharatın, et ürünlerinin satıldığı kapalı pazar yerinde, “abla” ve kız kardeşlerinin ilgisini değişik biçimde kurutulmuş meyveler çeker. Azeri genç Ahmet’in "hanııııım!" diye seslenerek ikram ettiği meyvelerden minicik mandalina, limon, tadını çok güzel korumuş kızılcık özeldir!

Gemi saat 13:00’te demir alıp Goritsi’ye yola çıkar.

Rus El Sanatları Semineri’ni, elle boyanmış porselen, ahşap oyma ve boyamalar, bebekler, başlıklar, dokumalar, ipek şallarla özenle zenginleştiren rehberin anlattıkları: "…Tahta kutulardaki metalik pırıltıyı sağlamak için zemin alüminyum ya da gümüş tozuyla “hoh”lanarak ya da parmakla sıvanıyor. Üzerine vernik sürülüyor… Amberin aslı, bildiğimiz reçine, ağaçlardan suya damlıyor, üst üste çok uzun zamanda birikeeee birike… Matruşka, Matriona isminin samimi söylenişi Matrioşka’dan geliyor; bir ana ve dört kızı, iç içe beş parça, orijinal renkleri sarı, kırmızı, altın, Çin kökenli… Ahşap kutular papier-mache denen, kartonun üst üste sıvanması tekniğiyle üretiliyor, geleneksel olarak dışı siyah, içi kırmızı boyanıyor…"

Geleneksel giysi ve danslarla sunulan semaverli samovar Çay Seremonisi’ni uykuya feda eden “abla”, kardeşlerince uyandırılır, Rusça Dil Kursu’nun ikincisine giderler. Dağıtılan kağıtlardan, yerel rehberin kendi deyişiyle sizin fotografını çekebilir miyim? Moojina vaz footagrafiiravat? Ya da kısaca Foto olur mu? moojina fota? Ben anlamıyorum; ya ni (olumsuzluk eki) panimaayu… rakamların okunuşunu, bazı yiyeceklerin söylenişini, şeker sakhar, tuz sôl, bira piiva, şarap vino/a (normal sözcüğünü narmal diye söyleyen yerel rehberin açıklaması; bizde a-o aynı, yani bir fark yok!), meyve suyu sook, peynir sir, ekmek (genizden h ile) khlep, tavuk kuuritsa, çok mnooga, az mala, hesap şot, indirim skitka, pahalı dooraga… demeyi öğrenir.

Akşam saatlerinde, Dünyanın sayılı büyüklükteki yapay göllerinden Rybinsk Su Rezervuarı’nı geride bırakırlarken, çıkıştaki Volga’nın Anası Heykeli, Rus Gemisi yolcularını geride gitgide ufalarak uğurlar, St. Petersburg yönünden gelenleri karşılamaya hazırlanır.

Gezinin dördüncü günü, Volga üzerinde, Moskova’dan 266 km. uzaklıkta Uglich’te karaya çıkan “abla” ve grup, şehri gezerler.

Moskova Kanalı’ndan ayrılıp altı seviye havuzu sonra Kalyazin’de batık Kurtarıcı İsa Kilisesi’ni, daha çok su üzerindeki çan kulesini görüp fotoğraflayan gemi halkından, “abla” ve kız kardeşlerini ola! diyerek selâmlayan İspanyolların sayısı, dördüncü günde giderek azalır. 27 Temmuz 2008, Pazar günü, günlük programda uyandırma’nın hemen altında belirtilen 45 dakika süreli sabah jimnastiğine itibar etmeyen gruptan, geminin ön tarafındaki Panorama Bar’da yerel rehberin verdiği Rusça dil dersine katılım oldukça yüksek olur. Antalya’da epey bulunduğundan Türkçesi çok şirin yerel rehberin kursiyerlere dağıttığı kâğıtlarla, üç sütunda önce şifre tadındaki Kiril Alfabesince yazılışları, sonra da Lâtin harfleriyle nasıl söyleneceği ve ne anlama geldiği belirtilen Rusça selâmlama, hâl hatır sorma, tanışma, vedalaşma ve teşekkür*, mahâlle mektebi havasında bir ağızdan çalışılır. Dersin ikinci kısmında grubun gayretli elemanları, kâğıdın arkasındaki karşılıklarına bakarak Kiril harfleriyle adlarını yazar.

Tüm gemi halkının birlikte Kalinka’yı çalıştığı Rus şarkıları dersinden, piyanoda Tatiana ve kemanda Ludmilla’nın verdiği mini klâsik müzik konserine dar yetişen “abla” ve kız kardeşlerinin ruhları öğle yemeğine giderken tıka basa doymuştur. Yemek sonrası uygulamalı Rus Mutfağı dersini kaytaran “abla” ders sonunda dağıtılan sıcacık bliny (Rus krebi) tadarken, Beef Strogonoff, ev usulü güveç ve borş çorbası** tariflerini "uzun vadede denerim belki…" diyerek alır.

Volga kenarına 937’de inşa edilen ilk kale, 15. yüzyılda kale içinde, ahşap yapı döneminde tuğladan inşa edildiğinden sıra dışı bulunan bir saray ile anılan, Korkunç İvan’ın küçük oğlu Dimitri’nin burada öldürülüşüyle saltanatın Ruric Hanedanı’ndan Romanov’lara geçtiği zengin tarih barındıran Uglich, isminin kökeni, rehberin demesine göre "hem kömür hem köşe anlamına gelir…" Dimitri’nin anısına 100 yıl sonra yapılmış Kan Kilisesi’nin zemini ısıtma amacıyla metalden… Ölümü haber verdiği için çanı cezalı… Yükseliş Kilisesi’nde 5 erkek sesinden etkileyici koro parçaları dinleyip topluca resim çektiren grup martı anlamında Chayka marka saat alışverişine gider. Kardeşler, 200 rubleye “abla”nın kızının ilgisini çekebileceğini düşündüğü kumaştan yapılmış ışıltılı, taç biçimli kokoş denen yerel başlıklardan alır; Antalya’daki tatilini unutamamışa benzeyen, eliyle koluyla anlata anlata bitiremeyen atletli, votka kokulu Rus’tan su alışverişi yapıp gemiye yönelirler. Günün son alışverişi, çok yaşlı bir kadından bir demet papatya, bir diğerinden bir bardak küçük yuvarlak koyu renkli yabani bir meyve, yerel rehberin demesine göre çernika, olur.

20:00’de yola, Yaroslavl’a yola çıkan gemide akşam yemeği sonrası Slavitsa folklorik müzik konseri ardından geceyi dans ederek esnetenler dışında grup, kulaklarında pek çoğu Türkçeye aranje edilmiş güzel melodilerle, günlük programdaki kuaförümüz Tatiana her zaman yeni saç modelleriyle sizin için hazır satırı altındaki lütfen saat 23:00’ten sonra koridor ve odalarımızda sessiz olalım, uyuyanları düşünelim uyarısı uyarınca sessizce odalara dağılıp uykuya çekilir.

*Zdrastvuytse Merhaba, Dobriy den iyi günler, Kak dela? Nasılsınız?, Haraşo İyi, Au vas?, Ya siz? Kak vas zavut? Adınız nedir? Menya zavut Benim adım…, Da svidanya Allahaısmarladık, Spasiiiba Teşekkür ederim, Pajaalusta Lütfen, İzvinitsze Özür dilerim

**Borş çorbası 2 litre için : 300 gr. Pancar, 300 gr. Lahana, 300 gr. Patates, 100 gr. Havuç, 100 gr. Soğan, 60 gr. Salça, 40 gr. Yağ, 20 gr. Şeker, 2 çorba kaşığı sirke, 1,5 litre et/tavuk suyu, maydanoz: Et suyunun kaynamasını beklerken, pancar, havuç, soğan, patates, lahana küçük uzun parçalar halinde doğrayın. Patatesi et suyuna katarak kaynatın. Pancar, havuç ve soğanı tavada 40 gr. yağda yumuşayana kadar çevirin. Yumuşayınca salçayı ekleyip 2-3 dakika daha pişirin. Tavadaki tüm malzemeyi, kaynamakta olan patatesli et suyuna ekleyip tekrar kaynayana kadar karıştırın. Lahana ve maydanozu ekleyip şeker ve sirkeyi de koyduktan sonra 1 dakika kaynatıp altını kapatın. Tencerenin kapağını kapatıp yarım saat kadar dinlendirin. İstenirse sarımsak ve kırmızı dolmalık biber de eklenebilir.

19 Mart 2009 Perşembe

Volga Gezisi üçüncü gününde “abla” ve grup, Moskova’yı gezmeyi bitirip limandan ayrılarak Ugliç’e doğru yola çıkarlar.

26 Temmuz sabahı, geminin 3. kat arka bölümündeki Restoran Volga’da, oturuma ara vermiş Birleşmiş Milletler uğultusu içinde kahvaltı eden ekip, bir önceki günkü gibi 5 numaralı otobüse doluşup şehre inerler. Günlük programa göre hava, gündüz +23 derece, gece +13 derece parçalı bulutlu.

Suyla çevrili hendeği, ahşap köprüyle aşan ekip rehberin "Kremlin, kale demek, bu alandaki binalar alttan tünellerle birbirine bağlı" diye açıkladığı Katedraller Meydanı’na girerler. Meydanın bir yanında Arsenal (Güvenlik Binası), karşısında katedrallerden daha yüksek olacağı anlaşılınca baskılar üzerine 4 katı toprak altına çekilen 4 katlı Komünist Parti BinasıÇar’ın Topu; düşmanı yıldırma amaçlı, tek güllesi 1 ton, arabası 15 ton, kendi ağırlığı 40 ton, hiç atış yapmamış!.. Çariçe’nin Çan’ı, 200 ton ağırlığında, 1733’teki yangında su dökülünce 11 tonluk bir parçası kopmuş, bu da hiç kullanılmamış…

Kulaklıklarından ulaştığına göre Cebrail (Arkangelsk) Kilisesi, 54 Çar’ın mezarını barındırmakta... Ekip burada, 3 erkek ve siyah giysili başları örtülü 2 kadından oluşan koroyu dinleme imkânı bulur. Küçük bir kilise olan Meryem’in Eşarbı Kilisesi önünden geçilerek, girilip gezilen ve geçmişte 4 kez yanan, Göğe Yükseliş, Tecelli anlamında Uspenskiy Katedrali, zengin gümüş ikonalarla bezeli, Korkunç İvan’ın taç giyme törenine tanıklık etmiş.

Puşkin Güzel Sanatlar Müzesi’nde, 3-4 yy portre, 14.yy Bizans ikona, 14-20.yy Avrupalı ressamların eserlerini görüp, o hızla tam karşısındaki İlya Glazounov Galerisi’ne giren “abla” ve kız kardeşleri, İndra Gandhi gibi devlet başkanlarının portrelerini de yapmış çağdaş ressamın, Bedri Baykamvâri, Gorbaçov’lu, mafya’lı, uyuşturucu’lu, kadın ticareti konulu, politik içerikli, duvar boyu çok büyük resimlerini beğenirler.

Günlük programda, Lütfen saatlere dikkat edelim! denilerek belirtilmiş gemide son bulunma saati 17:15’ten bir buçuk saat önce galeri önünde, salaş bir taksi ile fiyatta anlaşamayan “abla” ve kız kardeşleri, özel araçların da taksi olarak çalıştığını söyleyen rehberin öğrettiği şekilde, bu kez, bir 4x4 durdururlar. Öne oturan ortanca kız kardeşle, İngilizcesi “abla”nınkinden kötü, kibar Rus Valera Bey’in ite kaka sohbeti, oğlunun Volga’da balık tuttuğu... noktasında kilitlenince yolun limana kadarki bölümü sessizlik içinde sürer. Bir gün önce alışveriş edilen, tezgâhtar kızlardan birinin Türklerle karşılaştığını anladığında Kenan İmirzalıoğlu demeye çalıştığı market önüne gelindiğinde, kardeşlerdeki nereye gidildiği konusundaki güvensizlik/belirsizlik giderilir, Valera Bey’e 400 Ruble ödenir teşekkürlerle vedalaşılır.

“Abla” ve kız kardeşleri, gemiden ayrılmadan önce resepsiyona bıraktıkları anahtarlarını alıp odalarına çıkarlar. Volga’ya bağlanan yapay Moskova Kanalı’nda ilerlerlerken 5. kat Konferans Salonu’nda Kaptan’ın konuşması üzerine, rehberin çevirisiyle "Kaptanımız herkese ne diyor? Hayırlı yolculuklar diyor" demesi ardından tüm yolcularla birlikte kadeh kaldırılır; sağlığınıza anlamında "na zdrovoje!"

Moskova, deniz seviyesindeki St. Petersburg’dan 161,75 m yüksekte olduğundan gemi, 50 km uzunluğundaki Moskova Kanalı’ndan Moskova Nehri’ne ulaşana kadar 6 kez havuza girmekte. Bu işlem, yaklaşık iki geminin girdiği alanın giriş-çıkış kapıları kapatılıp havuzun suyu çekilerek, geminin her seferinde yaklaşık 10 m. inmesi sağlanarak yapılmakta. 1700 km’lik yol boyunca aynı şekilde, toplam 16 adet havuzda tekrarlanan ilginç, dar havuzlarda personel için aşırı dikkat gerektiren operasyonla iki kent arasındaki yükseklik farkı giderilmekte…

Volga Gezisi ikinci gününde “abla” ve grup, günışığında ve gece “ışıklar altında” Moskova’yı gezerler.

25 Temmuz sabahı bir gece önce kapıların altından atılan ertesi günün programında Lütfen hoparlörünüzün sesini açmak için düğmeyi sağa doğru çevirin denilerek belirtildiği gibi 07:15’te genel mikrofondan uyandırılan grup, sabah kahvaltısını en az beş dilin konuşulduğu Babil Kulesi atmosferi içinde geminin diğer yolcularıyla birlikte yapıp limanda bekleyen 5 numaralı otobüse biner. Trafiğin çok sıkışık olduğu caddelerde dura kalka ilerleyerek yapılan şehir turu sırasında rehberin anlattıklarından “abla”nın küçük defterine not düşülenler; "17 milyon kişinin yaşadığı Moskova’da 9 milyon kişi metro yolcusu, dolmuş ulaşımı burada da var… Moskova’nın 1/3’ü bitki ile örtülü… okuma-yazma %97’lerde… bir milyon Müslüman var… sağlık hizmeti ücretsiz, kalabalık yüzünden bizdeki bıçak parası sistemi işlerlikte… bir milyon kişinin buzdolabı yok… Soğuk savaş yüzünden raylar, standarttan geniş döşenmiş… geçtiğimiz, Hitler’in kente girişini engelleyen köprü, öyle emin ki, vereceği akşam yemeğinin davetiyesini bile bastırtmış adam, bombalar yüzünden bir ucu yanık bir tanesi sergiliyorlar… Dinamo Stadyumu, Duma, çatısından Sibirya’nın görüldüğü rivayet edilen KGB Binası, Komünist Parti Binası, 3000 odalı Moskova Oteli…"

Kanallar üzerindeki kemerli, güzel taş köprülerde metal ağaçlarda asma kilitler; aşk adakları! Genç evlenip, yerel rehberin demesine göre maçoluk yüzünden çabuk boşanan Rusların, gelini kucakta köprüden geçirme geleneği ile köprüden geçti gelin… türküsünü hatırlayan “abla”, sokaklarda, meydanlarda gördüğü limuzin+gelin kombinasyonunu saymayı, ilk yarım günde bir elin beş parmağını aşınca bırakır. Gruptan bir sevgili arkadaş daha sonra, bu durumla ilgili şu müthiş saptamayı yapacaktır; bir nikâh memuru bile bir günde bu kadar gelin görmez!

“Abla” ve kız kardeşlerinin ilk kez bir gezide, uygulanışını beğeniyle gözledikleri, rehberin grubuna dağıttığı kulaklıklar aracılığıyla kurduğu tek yanlı iletişim: 80 metre çaplı alanda, kardeşler sağda solda fotoğraf çekerken rehberi duymayı da sağladığından pek hoşlarına gider. İş adamı Tretyakov’un Rus ressamlarının tablo ve ikonalarını topladığı evi sonra Sanat Galerisi’ne dönüşmüş. Tablolarda Büyük Petro’ya kadar erkekler sakallı… Aivazovsky’nin Karadeniz’de fırtına, batan tekneler konulu tabloları beraberce izlenir; Levitan’ın kır manzaralı tablosuna çizdiği yan yana üç kütükten oluşan minik köprü, tablonun önünden geçenlerle beraber yön değiştirerek herkesi şaşırtır!

Ünlü Arbat Sokağı Hard Rock Cafe’de yenen öğle yemeği, iç mekân düzenlemesi, tanınmış rock’çıların enstrüman, giysi, fotoğraf vs. ile “abla”nın hard rock kültüründeki geniş deliği bir nebze olsun kapatır.

Grup, adının Türkçe çevirisi Bakireler Manastırı anlamına gelen mezarlıkta, Çehov, Gogol, modern düzenlenmiş dalgalı görünümü ile Yeltsin, Rostropoviç, ilk sirk müdürü Mikunin ve aralarında kozmonot, savaş uçağı tasarımcısı mühendislerin, bilim, sanat insanlarının bulunduğu pek çok önemli Rus kişisinin mezarından sonra Nâzım’ın, Vera Tulyakova Hikmet’in mezarını görme imkânı bulur.

Moskova Kanalı boyunca süren şehir turu Gorki Parkı yanından geçerken rehber devam eder; "...eski savaş uçakları ile 600 Avro’ya havadan şehir turu yapılabiliyor… Yobazlık yok… Tecavüz yok! Rus Hamamları Fin Hamamları gibi, buharlı banyo, yapraklı dallarla sırta masaj, aynı…"

Dilek paralarını omuzları üzerinden atıp-fotoğraflama kuyruğunu geçip Sıfır Noktası’ndan kemerli bir kapıyla Kızıl Meydan’a giren gruba, geniş meydanı çevreleyen binaları tanıtan rehber, Tarih Müzesi'ni, yanındaki kulenin tepesindeki 1,5 ton ağırlığındaki yakutlu kızıl yıldızı, Devlet Başkanlığı Binası'nı, Lenin’in mumyasının yattığı granit mozoleyi, 660 m x 220 m genişliğindeki Gum alışveriş merkezini, 7 m çaplı saati, Kazan Kilisesi’ni, Çar’ın duyurularını yapıp veliahtını ilân ettiği basık sütunu, önünde köylü-asker ikilisinin örgütlediği Polonyalılara karşı direniş anısı heykel ile çekirdek grubun harika koroyu dinleme şansı yakaladığı Aziz Vasili Kilisesi’ni gösterir.

Otele dönüş yolunda rehber, Bolşoy’un restorasyon için 10 yıllığına kapalı olduğunu, kışın nehirlerin 1,5 metre kadar donduğunu, çift camlı PVC sistemini önce iki tane (dört cam) sonra da üç tane şeklinde kullandıklarını, Belarus’ların Viking kökenli Slavlar olduğunu anlatır, Rusçasıyla ilgili bir soruyu 2,5 ayda hipnoz altında sözcük öğrenerek… diye yanıtlar.

Işıklar altında Moskova Turu için alacakaranlıkta, bir sanat galerisi zenginliğindeki metroya inen grup, tavanları sosyal içerikli mozaik madalyonlarla süslü Belaruskaya, vitraylı Novodskaya, Lenin mozaiği ve kristal avizeli muhteşem Komsomolskaya, Kiev’e giden trenlerin geçtiği Kievskaya ve yer üstündeki olayları anlatır 80 bronz heykelli İhtilal Meydanı istasyonlarını inceleme imkânı bulur.

Günün son durağı, zengin çocuklarının son model araba ve hemen hemen aynı hacim ve muhtemelen fiyatta motorsikletlerini birbirlerine gösterip yarıştıkları sekiz şerit caddelerden geçip ulaştıkları Zafer Meydanı. Ortasındaki 1941-45 arasında yapılan ve 1110 gün süren savaşın aşamalarının 10 cm’de bir anlatıldığı Zafer Takı’nın yüksekliği 110 m.

"Abla" ve kız kardeşleri Moskava'ya oradan da Volga üzerinden St. Petersburg'a giden bir tura katılırlar.

24 Temmuz 2008 sabahı, saat 06:00 suları buluşup Atatürk Hava Limanı'na teslim olan "abla" ve kız kardeşler, kendilerini Tura Turizm bankosunda karşılayan, yarı aralık gözlerinden kulaklarına sabırla ulaşarak, o saate nasıl oluyorsa neşeyle; yol evraklarını, promosyon çantalarını, izlenmesi gerekli rotayı incelikle aktaran görevlilerden ayrılıp 36 kişilik grubun 9 kişilik kısmını oluşturan arkadaşlarına katılırlar.

12:15'te Moskova'ya inen grup, iner inmez tanıştıkları rehberle yerel rehberin uyarısı üzerine saatlerini birer saat geri alır, otobüse biner ve 11 gece konaklayacakları nehir gemisine gitmek üzere yola koyulurlar. Yol boyu rehberin anlattıkları; "...su denince mineralli, gazlı su anlıyorlar, pet şişeye parmağınızla bastırın gömülürse su, gömülmezse gazlı sudur, küçük şişe su 40 ruble, büyük -litrelik- şişe 90 ruble ...burası Türkiye'nin 40 sene önceki hali ...Türk ekibin yemeklerinde domuz eti yok, kahvaltı açık büfe, açık renkli salamlar tavuk eti ...alışverişlerinizi gemide size verilen kartla yapacaksınız..." Herkese kart verilip verilmemesi tartışması sırasında rehberin "...bir seferinde 17 yaşında iki kızımız aşırı alkol aldı, son günde serum vermek zorunda kaldık, gençlik engel dinlemiyor maalesef!" sözleri esefle karşılanırken limana ulaşan grubu, yerel giysiler içinde biri balalayka diğeri akordeon çalan iki adama yerel şarkılarla eşlik eden iki kız karşılar: Kızlardan birinin elindeki temiz, işli uzun şala yerleştirilmiş, ortasındaki çukurda tuz bulunan pandispanya lezzetindeki ekmekten birer parça kopararak tuza banıp gemiye geçen ekip, kenarda masumca duran, adının Max olduğu anlaşılana dek "abla" ve ekibince KGB diye anılan genç tarafından fotoğraflanır.

"Abla" ile ortanca kız kardeş, Rusça söylenişiyle chetiresta tritsat (430), küçük kız kardeş ise chetiresta dvadtsat vosem (428) numaralı odalarının anahtarını, resepsiyondaki kızların, İngilizce -azıcık da Türkçe- bilmelerine bin kere şükrederek aldıktan sonra pencereleri nehre bakan, ikişer yataklı, bol dolaplı, buzdolaplı, klozeti banyosu aynı alanda ustalıkla, güzel planlanmış sevimli odalarına yerleşip alışveriş ve keşfe çıkarlar. "Abla"nın küçük kız kardeşinin tanışıklık merkezinde olduğu, iki çift ve beş tek kadından oluşan 9 kişi, uzun nehir yolculuğunda gerekir diyerek/sanarak/yanılarak yakındaki markete gider, parmaklarını bastırarak test ettikleri pet şişe su, yoğurt, süt, kefir, bisküvi, meyve... alırlar. Geniş, düzgün cadde kenarındaki yüksek ağaçların gölgelediği parkta çay! diyerek istedikleri porselen demlikte sunulan çaydan bolca içerler. Konuşmalara kulak misafiri olan çayevi işletmecisi, ailesini Azerbaycan'da bırakmış, "Allaha çok şükür iyi!" kazandığını söyleyen geniş, güleç yüzlü Azeri; gurbette bu "yahşi" karşılaşmadan öyle duygulanır ki kardeşlerinden para almaya yanaşmaz!

Nehre bakan Liman Başkanlığı binası, kulesinin tepesinde yavaş yavaş dönen beş köşeli bir yıldız bulunan, ön ve arka cephesi eski Doğu Bloku Ülkeleri'nin sosyalist mesaj içerikli afişlerindeki gibi, eğitim, tarım, sanayi, askeri betimlemeler taşıyan seramik büyük rölyef tabaklarla süslü, güzel, eski bir bina...

Kanadalı, İngiliz, Avustralyalı, Yeni Zelandalı, İspanyol, Belçikalı, Kanarya Adalarından 200'den fazla yolcu ve 100'den fazla çalışanı olan geminin adı RUS; Kiril Alfabesine göre PYCb şeklinde yazılmakta, sonuncu harf ise, yerel rehber, Rusca öğretmeninin demesine göre inceltme işareti...

14 Şubat 2009 Cumartesi

"...ay yeteeer"

Gezi yazılarını koyduğu dört blogdan biri olan birmilyonkalem’deki editörünün, “diğer gezi yazılarınızı da koyalım” önerisini, başlangıçta çok cazip bulan “abla” bir karara varmak için, ortalama 20-30 kişinin okuduğu, “bugün çok yoruldum ama içimden Rapa Nui’lilerle dansetmek geliyor” türünden içten yorumlar aldığı; gezi boyunca minik defterine, dizinde, bir mezar taşı üzerinde, hareket halindeki otobüste… not alındıklarından, yazıya dökme aşamasında zorlukla deşifre ettiği, yazılışları, acentenin verdiği bilgi notlarından, internetten kontrol ederek toparlayabildiği gezi yazılarının, okunma sayılarını gözden geçirir.

Azbuz’daki yazılar, haftanın sitesi seçildiği günlerde, haftada 686 kişiye ulaşmışsa da, gezi yazılarını koymaya başladığı tarihlerde, yazılardan-içerikten çok “abla, siteni nasıl ünlü yaptın?” sorusuyla ilgili görünen okur sayısı azalır ve sonunda haftada 20-30 kişiyle eski düzenine kavuşur.

Senbilirsinabla Seyahatte başlıklı bloguna ise, bir türlü bir sayaç koymayı beceremediğinden, oradaki yazıları otomatik olarak yolladığı 10 kişinin okuduğunu umut etmekle yetinir.

Binbirfikir’deki yazıları, yazı bazında okunma sayısı bildirdiğinden, -Küba gezisi yazılarının ortalama 30-40 kişi tarafından okunduğuna da bakılırsa- çok bilgi vericidir. Güney Amerika gezi yazıları tamamlandığında, her birinin ne kadar okunduğunu saptamak üzere bir tarama yapan “abla” ilki iki, ikincisi tek yıldızlı iki yorumla karşılaşır.

12 Aralık 2008 tarihli yazıya yapılan iki yıldızlı “çok karışık ve aşırı hareketli cümleler olmuş, biraz çorba olmuş. Ben ki gezi yazısı okumayı severim, bunu sevemedim. Ama anlatılmak istenen çok şey olduğu ve paylaşılmak istendiği açık… Ama dediğim gibi çorba olmuş. Çok yoruldum okurken, hiçbir şey de anlamadım, üzgünüm.” diyen yorum, “çorba” gibi de olsa “anlatılmak istenen çok şey olduğu ve paylaşılmak istendiği açık” diyerek “abla”nın hakkını “abla”ya vermiş, “çok karışık ve aşırı hareketli cümleler” saptamasıyla “abla”nın karakteri hakkında gayet sağlam bir gözlem ortaya koymuş. “Çok yoruldum okurken, hiçbir şey de anlamadım, üzgünüm” sözleriyle sonlanan bu zarif yorumun, onu bu kadar yorduğu için, yorumcusundan çok daha üzgün olan “abla”nın bizzat kendisi de, işin doğrusu, böyle yoğun tur programlarıyla gezerken, koşuşturmaktan, yorgunluktan hiç bir şey anlamamakta, ancak eve dönüp, notlarını düzenleyip, fotoğraflara bakarken “aaa, ne güzel, ne ilginç yerlermiş!” demekte…

17 Aralık 2008 tarihli yazıya yapılan tek yıldızlı “vallahi yazı seriniz allak bullak etti bizi, artık bırakın şu laf kalabalığını, keyif yok yazınızda, söylemek istediğiniz şey dünyanın öbür ucuna bir avuç para verip gittiğinizse napıyım yani banane. Yazı dediğniz başka bir şeydir, ay yeteeer.” diyen yorumcu, “vallahi yazı seriniz allak bullak etti bizi,” sözleriyle “12 Aralık tarihli, bir üstteki yorumcu ile kendisini kastediyor olmalı” diye düşünür “abla”; bir yandan da “…artık bırakın şu laf kalabalığını, keyif yok yazınızda…” derken, bunca sıkıntıya karşın, kendisinin asla gösteremeyeceği sabrı gösterip sonuna kadar okumuş olmasını, içtenlikle takdir eder. Bu kardeşinin yazarlardan biri olup olmadığını merak edip araştıran “abla”, yazarlar arasında benzer isimde bir “gitarist” bulur ama yazı yoktur. “Yazı dediğniz başka bir şeydir” sözlerine bakılırsa “yazı işinden iyi anlayan” kardeşiyle, “gitarist” arasındaki, isim benzerliğinden ibaret!

“İyi ki, ders kitabı gibi okunması zorunlu bir şey yazmıyorum; benimkileri, sıkılınca, ekranın sağ üst köşesindeki kırmızı kutudaki çarpıya tıklarsın gider!” diye düşünen “abla”, birmilyonkalem’deki, onpunto’dan tanışı, sevgili editörüne “ardı ardına gezi yazıları koyup, gezi yazarı olarak anılmak istemiyorum, daha genel konularda yazmaya devam edeceğim” kararını belirten bir mail atar.

“Abla” bunun, -bir sonraki, sıradaki geziye kadar- iyi bir fikir, doğru bir karar olduğunu düşüncesindedir.