22 Mart 2016 Salı

“Abla”nın Meksika, Guatemala, Honduras gezisi 9: Cancun – Guatemala - Antigua


31 Ocak 2016 Pazar sabahı Cancun’da uyanan, kahvaltı sonrası Playa Caracol’da denize girme niyetiyle toplanan grup otelden ayrılır. Kısa yürüyüşle ulaştıkları, “E5” ismini koydukları caddeyi üst geçitten aşıp karşıya geçen grup, 10,5 Peso vererek ulaştığı büyük oteller bölgesinde, yine bir otelin girişindeki küçük beyaz kumsaldan turkuaz denize girer.

“Abla” ile ortancanın neredeyse 45 dk hiç çıkmadıkları Meksika Körfezi’nin bu köşesi, hem az dalgalı hem de deniz suyu sıcaklığı tam kararında. Cancun Hook firmasının korsan bayraklı simsiyah, Revenge adlı yelkenlisi –tanıtım, reklam- niyeti anlaşılmadan haldır huldur üstlerine gelmese ve “abla” ile ortanca ne olur ne olmaz deyip hızlıca kıyıya yüzmeseler, sudan çıkacakları yok!

Öğlene doğru grup toplanır, aynı yolu tersine, bavullarını hazırlayıp odalarını boşaltma niyetiyle otele döner; öğleden sonrayı topluca gittikleri, emsallerinden farkı olmayan bir AVM’de geçirip, taksilerle 60 Peso’ya, üçer beşer yeniden otele dönerler.

Gruptan üç kişi burada ayrılıp ülkeye döneceğinden otelin girişindeki merdivenlerde vedalaşılır; çekilen grup fotoğrafı sonrası kumanyalarını alan ana grup Guatemala’ya gitmek üzere havaalanına yollanır.

Oldukça farklı, herkesin, alışverişin iç içe olduğu, bazı standlarında sanat yapıtı düzeyinde heykellerin sergilendiği tuhaf ve çok zengin Cancun Havaalanı’ndan alınan, biletler üzerinde kalkış Cancun 20:15, varış Guatemala 20:48 yazış nedeni, yolun 33 dk oluşu değil, Cancun saatinin bir saat ileri oluşu.

Bir buçuk saatlik uçuş sonunda inip “abla”ya kendisini viyole yerleştirilmiş yumurta gibi hissettiren ufak araca yerleşilir bir saat sürecek yolculuk başlar: “Ağaçlar diyarı Guatemala 1.200 - 1.800 m rakımlı, antik başkent Antigua’ya gidiyoruz. Bu eski kenti, başkenti Guatemala City’e taşıyıp kurtardılar… Otelimiz eski bir manastır, hastane. Yarın sabah 3:45’te bagajları vereceğiz, 4:00’te hareket edeceğiz.”

Aracın kliması hep olduğu gibi gruba fazla gelir; yolda –Meksika’dakine göre çok daha fazla- adım başı, tanıdık Amerikan fastfood istasyonları.

Kumanyalar mola yerinde açılır, kahveyle de süslenir. Yeniden yola dökülen grup taş döşeli ortaya eğimli yolda sarsılarak ilerlemeye başladıktan az sonra, zaman içinde sırayla manastır, hastane, son olarak otel Del Posada Hermano Pedro önünde durur: Tek katlı blokta kapı, soluk ışıkla belirsiz, orta avluya bakan çepeçevre balkon, üst kat odaları barındırır.

“Abla” ile ortancanın odasında tümü de eski, basit, ahşap başlıklı üç yatak, etajerli ufak bir gardırop, hantal görünüşlü iri bir sehpa, yanı başında hepsi gibi koca bir çiçek oymalı, ağır, geniş kocaman koltuk; hepsi birbirinden güzel!

Dingin, serin, sessiz gece, orta avlunun çiçekleri, yukarı sarmış sarmaşıkların nemli kokusuyla çok zengin.


21 Mart 2016 Pazartesi

“Abla”nın Meksika, Guatemala, Honduras gezisi 8: Chichen Itza - Cancun


30 Ocak 2016 Cumartesi sabahı, otelin alt katındaki, tümüyle Fransız garsonları kılığındaki gençlerin servis yaptığı Bistrola 57’nin, Yukatan Üniversitesi girişine bakan köşesinde yapılan kahvaltı ardından Chichen İtza’ya doğru, 113 km’lik yola çıkılır.

“Meksika’nın %26’sı tarımla uğraşır, ‘80’lerde Zapatistaların etkisiyle, bize ait olmayan toprağı neden ekelim deyip kendilerine yetecek kadar ekmeye başlamışlar. Sulama gelişince ihraç malı büyük ölçekli tarım başlamış. Sanayi’de çalışanlar %23, balıkçılık önemli, balinalar Gulf Stream akıntısıyla çiftleşmeye buralara geliyorlar… Kömür madenleri, doğalgaz var, elektrik hidroelektrik santrallerinden... Yükseklerde sedir olmak üzere ağaç, kaktüs elyafı, tekstil ihraç ürünü. Kuzey ve iç kesim daha zengin, ’94 Nafta Serbest Ticaret Antlaşması’nın katkısı oldu ama yerlilere değil. Kuzeyde tarıma açılan arazilerin geliri büyük Amerikan şirketlerine, devlete. Tarım alanları kontrol edilmeye başlanınca yerlilerin trans için kullandıkları peyote gibi kutsal bitkilerin üretimi sorun olmuş.”

En önemli, merkezi en geniş Maya şehri, Itzaların su kenarındaki şehri Chichen Itza: “Gerçekte kimin inşa ettiği hatta tarihi de belli değil… Itza Mayaları, Tolteklerin devamı… Yörede 3000 adede yakın obruk var, insanların kilden yapıldığına inanıyor, obruklara sunularda bulunuyorlar. Chichen İtza yazıtlarının sadece %10’u çözülmüş.”

K’uKuulKaan Mabedi; “Abla” sözü, yüzyıllardır haklarında konuşulduğu halde sessizlikleri koruyan, nihayet, kendi haklarında konuşmaya başlayan bir Maya bilgesine bırakır: Sistem Yayıncılık, Kasım 2011, birinci basımında, Kutsal Maya İnancı adlı kitabı Ayşe Nilgün Arıt ile yazan Don Miguel Angel Vergara Calleros, s.124’te şunları anlatır:

“…Don Pablo Chuc ayrıca piramidin iç bölümünde, dış cepheden bakıldığında yedinci katmana karşılık gelen yükseklikte, Kırmızı Jaguar’a ait Kutsal Oda’nın öneminden bahsetti.

Bu gizemli Kutsal Oda, zihinsel ve fiziksel değişime imkân veren ruhsal enerjinin saklandığı ve korunduğu bir yerdi. Mürit öğrenci hazır hale geldiğinde Rahip ve Usta öğretmenler onun bu Kutsal Oda’ya girmesine ve burada Kozmos’un en derin bilgilerini almasına izin veriyorlardı. Böylece odaya kapanan mürit öğrenci kendisini bu kutsal mekânın enerjisiyle birleştireceği çok derin bir meditasyona dalıyordu. Yavaşça zihin ve bedeni astral bir izdüşüm (projeksiyon) dünyasına doğru geçiyor; çok yavaş biçimde kendisini bedeninin maddesel gerçekliğinden ayırıyor, saf ışık düşünceleri ile bütünleşiyordu. Zihnin bedenden ayrılıp ruhsal bir varlık biçiminde Kozmos’la birleşebilmesi aylar alan bir süreçti. Ve ancak bu gerçekleştiğinde aşk enerjisi ile tam temasa geçebiliyordu.

Bu deneyime hak kazanan mürit, bu Kutsal Oda’ya girdikten sonra bir daha asla eski kimliğine dönmüyordu. Fiziksel dünyaya, maddeler dünyasına geri dönmesi için öncelikle yukarıda açıklanan ruhani bütünleşmeyi yaşaması, Sebepler Dünyası’na dâhil olması, yani kadim Tanrıların var olduğu Beşinci Boyut’a ulaşması gerekliydi. Yaşamın anlamını öğrettikleri bu üst boyutta onu “aydınlanmış biri”ne dönüştürüyorlardı. Don Pablo Chuc’un anlatımıyla, bu sırada öğrencinin fiziksel bedeni kataleptik bir durumda kaskatı ve bedeninin molekülleri dünyevî tüm faaliyetlerin kesildiği bir sessizlik halindeyken, ruhu Kutsal Oda’nın Prana Enerjisi ile dopdolu biçimde galaksilerin arasında yolculuk yapardı. Bu kutsal enerji, bir ışık tüpü gibi yedinci tepe çakrasından müridin bedenine akar, onu besler ve bu trans hali içerisinde kalabilmesini sağlardı. Bu Kutsal Oda, “Sonsuz Yaşam Yuvası” ya da Simya Odası gibi bir değişim dönüşüm boyutuydu ve eğitime kabul edilmiş (inisiyasyon izni verilmiş) öğrenci burada Kozmos’un içine giriyor, yıldızların kutsal bilimini öğreniyor, o boyutta var olan hocalar kendisine yol gösteriyordu.

Piramit’in Ulu Rahipleri aydınlanma yoluna çıkan öğrenciye Kutsal Oda’ya girişi esnasında yazı yazacağı malzemeleri vermiş ve yöntemini öğretmiş olduklarından Kozmos’tan aldığı tüm bilgileri hiyeroglifler halinde yazıya dökmesi mümkün oluyordu. İnisiyasyon sürecinin en önemli misyonu buydu. Yaşadığı, adeta akışkan denebilecek bu kozmik seyahatte ulaştığı her bilgiyi kâğıda döken, trans halindeki rahip adayı öğrenci, bu hal içerisinde sayısız günler geçiriyordu. Hocaları ondan bu bilgiyi alıyor ve halka naklediyordu. Bu nedenledir ki, Maya Mandalaları, Rahiplerin yıldızlardan geldiğini söyler ve Maya hiyeroglifleri Kozmos’un kutsal bilgeliğinin özünü anlatırlar.

Bu bilgiler halka iletilmekteyken artık kendisi de bir Usta/Hoca’ya dönüşmüş olan inisiyasyon adayı, Kutsal Oda’dan ne zaman çıkacağını küçük bir tahtaya yazardı. Bu tarih geldiğinde ve dünyaya geri döndüğünde, yani Oda’dan çıktığında, fiziksel dünyada çabuk kirleneceğini, yaşam süresinin artık çok kısa olacağını bilirdi. Öteki boyutlarda sürdürdüğü yolculuklar boyunca hiç yaşlanmıyordu; ama fiziksel dünyaya döndüğü zaman aradaki farkı süratle kapatacak biçimde, geçen süre yüzüne ve bedenine yansıyordu.

Kutsal Oda’dan çıkacağı gün geldiğinde Piramit yüzlerce çiçekle süsleniyordu. Tüm halk, öndeki ana basamakların önünde toplanıp onu görmeyi, karşılamayı bekliyorlardı. Bu esnada beş rahibe onu besliyor, yıkıyor, yağ esanslarıyla bedenini ovuyor ve süslüyorlardı. Gelenekler arasında, bu rahibelerin kendisiyle bedensel olarak birlikteliğine önem veriliyor ve bu nedenle bu beş rahibe büyük özenle eğitilmiş ve seçilmiş oluyordu; çünkü doğması beklenen çocuklar artık Tanrı’nın Habercisi kimliği kazanmış birer Yüce Ruh’tu ve bu, büyük bir lütuftu.
Sonunda “o an” geldiğinde ve Kutsal Oda’dan çıktığında, halk coşkuyla onu selamlıyordu. Sonra, zaman ilerledikçe, normalden daha hızlı bir biçimde yüzünde kırışıklıklar oluşuyor, saçları ağarıyor, yaşlanıyor ve ortalama yaşam süresinden çok daha kısa bir ömürle hayattan ayrılıyordu. Bu tür İnisiyasyon Rahiplerine, hayatlarını Yıldızların Habercisi olmak için, halkı uğruna feda edenlere özel bir cenaze töreni düzenleniyordu.

Don Pablo Chuc’un bana naklettiği bu geleneğin, Chichen İtza’daki K’uKuulKaan Piramidi’nin en önemli sırlarından biri olduğu söylenir…”

Kitabın izleyen bölümü Ekinokslarda K’KuulKaan’ın Dünyaya İnişi başlığını taşır ve ışığın hayranlık verici hareketini detaylı biçimde inceler.

Top Oyunu Sahası, Kuzey ve Güneyde birer mabetle sınırlanmış, duvarı boyunca uzun yılan kabartması altında başları miğferli, tüylü, kolları jaguar dövmeli dini liderler, sporcular, sunular, oyun konulu kabartmalarıyla saha, en büyüklerden biri. Rehberin ellerini çırparak akustiğin başarısını test edişinden sonra hemen yakındaki Kafatası Platformu’na geçilir; kurban edildiği söylenen elitin kafataslarının kabartmalarının çepeçevre gözlendiği platformda, kafataslarına jaguar, kartal, Tüylü Yılan kabartmaları da eşlik etmekte; “Bir sanat şehri aynı zamanda ama hikâye bu yönde yürümüyor, obruktan kadın ve çocuk iskeletleri çıkmış…”

Satıcılar, ahşaptan oyma jaguar kafalarıyla, turistlerin kulağı dibinde kötü çığlıklar atmaktalar; “abla” buna tepki gösterenlere, “benim torun da” der, “aynı sesleri çıkarıyor ama biz çok beğeniyoruz.”

Savaşçılar Mabedi; yüksekte ortada sırtüstü yatmakta Chac Mool’un “karnındaki tabakta, kurbanın kalbi tütsü ile birlikte yakılıyor…” Geniş yer kaplayan 1000 sütunuyla “amacı bilinmeyen yapı” tapınağın ötesinde yer almakta.

Cabbar satıcılar arasından yürünerek varılan, ağaçlık kireçtaşı taraçalar ortasında dibi su dolu devasa delik, -sarnıç, obruk- Cenote; “Kutsal bir alan, Edward Thompson 1900’ler başında buraya dalıyor, giysiler, değerli malzeme ve iskeletler buluyor. Kurban yukarıdaki buhar odalarında hazırlanır, sonra bedeni maviye boyanır, sonra suya atılır, yüzebilirse Tanrı’dan bilinir, saygı görür, Thompson da yüzebildiğinden saygı görmüş.”

K’uKuulKaan Piramidi önünde özel bir noktada bir başka rehber el çırpar, yankı, kuş –quetzal- sesidir.  Yakın bir noktada “yedi” işareti yaparak poz veren, –ailenin Evliya Çelebi’si- küçük kız kardeşinin niyeti, Dünya’nın harikalarından yedincisini ziyaretini belgelemek.

Öğle yemeği için gidilen lokantada, başları üzerinde belirli aralıklarla dizili su dolu torbaların hikmeti sorulduğunda çalışanlar, “sinekler için” yanıtı verir, “yansımalarını gördüklerinde suya geldiklerini sanıp uzaklaşıyorlar.”

Yol üzerindeki duraklardan biri de bir obrukta yüzme niyeti. Paşa kılıçlarından çitlerle ayrılmış çiçek öbekleri ardında yukarıdan gözlenebilen, içine sarmaşıkların uzandığı 50 m. derinliğindeki nemli obruk, iyi ve temiz organize edilmiş giyinip soyunma kabinlerine, duşa karşın “abla” takımının ilgisini çekmez. Bu ilgisizlikte, hafta sonu dolayısıyla gelmiş, suya yüksekten atlamak için kuyruk bekleyen gençler kalabalığının da etkisi olsa gerek.

Üç saat yolculukla varılan, gece konaklanılacak Cancun, “1973’te, küçük bir balıkçı köyü iken, turizm amacıyla kurulmuş… Cancun yılan yuvası demekmiş. Ortada bir iç denizle 40 km sahile sahip bir ada. Gün ışığından daha fazla faydalanmak için saatler burada bir saat daha ileri…”

Yuvarlak iç balkonlara açılan odaları büyük, ferah düzenlenmiş otele varıp odalarına yerleşen katılımcılar lobide buluşur, kısa bir yürüyüşle, Melisa dalları altındaki masalarda güzel bir yemek yedikleri lokantaya varırlar.




20 Mart 2016 Pazar

“Abla”nın Meksika, Guatemala, Honduras gezisi 7: Uxmal - Merida


29 Ocak 2016 Cuma sabahı, bir gece önce “Bavullar 7:00’de kapıya konsun, çıkış 7:30” talimatı almış deneyimli katılımcılar zamanında toparlanır; yakını trafik kazası geçirdiğinden ülkeye dönen bir kişi eksikle, araçta yerlerini alır.

Uzun, bakımlı sahili boyunca koşanlarıyla geride bırakılan Campeche, “Kolonyal bir kenttir, 1525 tarihli, ganimetin Avrupa’ya yollandığı limanı daha sonra 30-40 km kuzeye taşınmıştır. Merida’da da olduğu gibi korsanlara karşı bir kalesi vardır. Birkaç yıl önce denizde patlayan bir petrol platformu yüzünden çok kirlenen Meksika Körfezi’nin temizlenmesi uzun zaman aldı. Kentlerde çöp işi organize değil, bazen aralarında para toplayıp bir kamyonetle mahalle içi toplatırlar, satacak birileri ayrıştırır, bazen yakılır.”

Kıyıdan ayrılan, ortası, iki yanı ağaçlı geniş yol bu defa anız yangınlarına tanıklık ederek sürer: “Zehirli yılanlar anıza saklanıyor, yağmur mevsimi öncesi kontrollü orman yangınlarıyla… Yukatan Mayaları Yukateklerin topraklarındayız, kendilerine özgü bir dilleri var, fiziksel özellikleriyle de ayrılırlar, boyunları yoktur; tümünde bulunan doğum lekelerini, karışmamış olduklarının kanıtı sayarlar, nazar inancı vardır.”

Bir buçuk saatlik Uxmal yolu boyunca rastlanılan, güneş enerjisiyle çalışan tarayıcılarla donanmış narkotik polisi işbaşında.

Avrupa’da müzelerde bulunan bir kaçı dışında, tüm Maya El Yazmaları’nı yaktıranlardan biri, din adamı Diego de Landa’nın yerlilerin yaşamını incelediği kitap araç içinde elden ele gezdirilir.

“Meksika, petrolünü 1950’den beri kendisi çıkarıyor, Amerika, Kanada ve İspanya’ya yolluyorlar. Günde 2,5 milyon varil çıkarılıyorsa da vasıflı değil, altı rafineri olmasına karşın teknik bilgi yetersizliği yüzünden daha çok işlenmesi için Amerika’ya yollanıyor. 50 yıllık rezervleri var. Körfezde kirliliğe neden olan kazalara çok sık rastlanıyor. Campeche’den doğalgaz da çıkıyor.”

“Yüzeyden giden petrol hatlarından, bilenler tarafından petrol hırsızlığı yapılıyor. En iyi ücreti de bu sektörde çalışanlar alıyor, 1,3 milyon işçinin 900 bini sendikalı ama sendika yozlaşmanın baş aktörlerinden, şirketlerde büyük yolsuzluklar var.”

Katılımcılardan bir bey petrol kaçakçılığını anlatır: “İşlenmiş rezervden, ana hatta verilmeden alttan döşenmiş bir başka hatla bize yollanıyor, termal kameralarla da havadan saptanabilir; Türkiye’de böyle 50 hat var, tırlar, tankerlerle de İskenderun’a geliyor, legal, illegal karıştırılıp pazara sürülüyor.”

Patricia devam eder “…bir de burada servis istasyonlarında ödediğimiz kadar alamıyoruz, temiz de değil; yine de bu ülkeye Vahşi Batı gibi bakmamak lâzım, gelişmekteler.”

Klâsik öncesi, klâsik ve klâsik sonrası dönemlerde üç kez inşa edildiğinden Yukatek dilinde “üç kez” anlamına Uxmal, Dünya mirası listesinde, 5.-6. yy’da, Puuc mimarisiyle inşa edilip 1200 civarında da terk edilmiş, zamanında 40 bin kişinin yaşadığı, diğerleri gibi zemin dâhil her yanı renkli sıvayla, rengârenk bir kent.

“Müze girişinde alınan iki ayrı biletin biri devletin kasasına, diğeri yöre halkına gidiyor. Kuruluşuyla ilgili söylenceye göre, bilge bir kadın ölümü yaklaştığında bilgisini aktaracağı kimse olmadığından, danıştığı, tepelerdeki ululardan bir yumurta alır. Yumurtadan el kadar bir çocuk çıkar; anası suya gittiğinde oğlan elini ateşe sokup, sesi, yeni kralı haber veren bir gong çıkarır. Diğer kral adaylarıyla sınava tâbi tutulan gencin kilden yapıp ateşe attığı form büyür, piramitler meydana çıkar. Krallığı 60 yıl sürer.”

Patricia’nın yere neredeyse uzanarak, çekmeden, “tekilaaaaa!” diye talimat verdiği toplu fotoğraf çekimi sonrası varılan, “Kâhinler Mabedi’nin –alt kısmı sade, üst kısmı süslü- Puuc mimarisi özelliği taşıyan, 45 derece açılı doğu yüzüne, rahiplerin seslendiği açıklığa bakıyoruz.” Tepesinde iki akbabanın döndüğü avluya bakan, üç hayvanın bileşimi yağmur tanrısı kabartmalarını, kuş ve darıyla süslü çatı çıkıntısı izler. “Kehanet için Tanrılarla bağlantı amaçlı ritüeller sırasında kadın şaman dilini, erkek ise cinsel organını keserek kan akıtır. İçeride bir mezar yok, avlu ortasında bir –“abla”nın Hindistan’da tanıştığı, kadın ve erkek cinsel organlarını, iç içe stilize biçimde simgeleyen taş düzenleme- lingam.”

Güney kapısından girilen Rahibeler Sarayı, “Kuzey kapısı kutsal, daha yüksek; elit kesimin seremoni alanı yamuk avlu” …birkaç renkte formalarıyla cıvıldaşmakta öğrencilerin işgali altında.

Topa dirsek-bilek arası ve kalça ile vurularak oynanan, topun yere değmemesi esasına dayalı Top Oyunu Sahası; “İyi ile kötü arasındaki savaşı sembolize eder, iki kardeş tanrı, gürültülerinden rahatsız olan yeraltı tanrılarıyla savaşırlar. Yenenin, yenilenin olmadığı, zaman içinde kuralları değişmiş, halâ oynanmakta olan bir oyun.”

Araca gidilirken rastlanan, kuru yapraklar üzerinde ağır ağır yol alan iguana, grupça fotoğraflanır.

Çikolata Müzesi: Orman içi geniş alana yayılmış, etiketleri, haklarında bilgi veren bitki ve hayvanların bulunduğu kafesler arasından müzikle yönlendirilen katılımcılar, oturdukları sıralar karşısındaki gösteriyi izler: Çiçekli çardak altında önce, kolları, çıplak göğsü, yüzü boyalı bir yerli önce tütsü yakar, dört yönü selamlar. İri bir deniz kabuğuyla çağırdığı beyaz tunik-pantolon giysili, başlarından püsküller sarkan dört yerli yere çöküp koyun, inek, kuş sesleri çıkarırken, ayakta kalan bir ilahi söyler; birkaç yapraklı dalla oturanları arındırır, üç vurmalı sazla ve deniz kabuklarıyla etkileyici müzik üretirken sahneye giren yerlinin elindeki kakao meyvesi tütsüyle kutsanır. Müzik ritm değiştirir, dört yerli sırayla sahneyi terk eder. Töreni yöneten sona kalır sessizlik içinde selam verir.

Kafeslerinde çalımla, hızlı hızlı dolanan jaguarlardan, yaralandığı için doğa yaşamı sona eren erkek jaguar 2 yaşında; diğeri, zengin sahibine saldırdığı için buraya yollanan, dişi ve 8 yaşında.

Bahçedeki ot çatılı bir başka evde, gündelik eşyalarla gömülmüş bir yerli mezarı ve ev yaşamı sergilenir. Bir diğer, daha geniş, ateş kokan evde sıralar karşısında, üzerinde, ahşap gereçler, bir el değirmeni bulunan ahşap tezgâh ardında Andres, Antonio ve Fabiola, Olmec’ler tarafından M.Ö.1000 civarı üretilmeye başlanan kakaonun, Mayaların içtiği şekliyle Ki’xocolatl, yapımını anlatır: “İçine süt konmaz, acı biber ve vanilya ile tatlandırılır. Süt ve şekeri İspanyollar eklemiş. Kakao bitkisinin tohumları ahşap kapta 3-8 gün mayalanır, tadı oturması için açık havada bekletilir, sonra kavrulur. Eğimli bir taşta taş merdaneyle öğütülür, macun kıvamına geldiğinde kaynatılır, yağı üstte toplanır. İlk başlarda sadece boyanma amaçlı kullanılmış.”

Karıştırılarak, sunularda kullanılan sürahi içine üfleyerek, ya da kaptan kaba aktarılarak köpürtülen kakao, “dikkat sıcak!” uyarısıyla tadıma sunulur. Masa üzerindeki şeker, süt, acı biber, vanilya, tarçın vs. dolu ufak kaplar önündeki turist kuyruğu, sırası geldikçe kendi çikolatasını gönlünce üretirken “abla”nın seçimi, olabildiğince Mayaların tükettiği şekliyle olur.

Merida’ya gitmek üzere otobüs çevresinde toplananların şoför Jose’den öğrendikleri; tekerleklerdeki tuhaf aparatın işlevi, yolun meyline göre tekerleklerin havasını otomatik olarak azaltıp, çoğaltmak.

“Yukatan Eyaletinin başkenti Merida’nın nüfusu 1 milyon, merkezde yaşam pahalı…”

Eski, şık bir at arabasının bulunduğu bol çiçekli bahçeye bakan, duvarları resim ve aynalarla süslü, mekâna özgü avizeler yanında, yaprak motifli pervanelerin serinlettiği, kemerlerle ayrılan salonlarını neşeli bir uğultunun doldurduğu, 200 kişilik lokanta Chaya Maya’nın sahibi bir Türk, Osman Bey; 20 yıl önce Kanada’da tanıştığı eşinin ardından Meksika’ya gelip yerleşmiş, iki evlât sahibi, güler yüzlü bir adam: “Chaya, yemeklerde, içecek yapımında kullanılan, çınar yaprağı benzeri ince narin bir bitki, lima ise limon ama lime değil!

Uzun masada Meksika yemeklerinden bir derleme: Kabak çekirdeği, avokado ve fasulye ezmeleri, yeşil acı biberli, soğanlı ve domatesli soslar, tako, mısırunu lavaşlarda et yemekleri, tamales ve tatlı: Orijinali lokma benzeri kızarmış şerbetli hamurken Osman Bey’in kabuk tarçın, meyve, dondurma ve anasonlu likör x-tabentun ilavesiyle çok lezzetli bir hal alan Caballero Pobre. Ayrılırken, kendilerini uğurlayan Osman Bey’in, sinemacı olmaya niyetli oğlunun adını (Osman Kaan Tahirbeyoğlu) başarı dileğiyle defterine not eden “abla”, yeni bir Dünya için yeni sözleri olan Yeni İnsan’a ihtiyaç olduğu, bilincindedir.

“Abla”, kardeşleri ve teyzenin de aralarında bulunduğu bir grup katılımcı otelden çıkar, art arda gelen faytonlara (350 Peso) binip, sürücünün tek tek anıtları, otelleri ve ille de zengin ailelerin evlerini gösterdiği bir Merida turu yaparlar.

Akşam yemeği sonrası toplanıp Zocalo Meydanı’na yürüdükleri sıra, grubun yanından hızla geçen, kasaları kar maskeli, ağır silahlı federallerle yüklü siyah kamyonetler, fikir değiştirip otele dönmelerine neden olur. 


19 Mart 2016 Cumartesi

“Abla”nın Meksika, Guatemala, Honduras gezisi 6: Palenque - Campeche


28 Ocak 2016 Perşembe günü sabah, grup Palenque’ye doğru yola çıkar: “Yörenin de adını taşıyan Lacandon’lar, en özgün Maya kabilesi; üç köyde toplam 500 kişilik bir grup…”

Tipik beyaz uzun tunikli, beyaz tozluklu, taranmış parlak uzun siyah kıvırcık saçlı şaman “abla”ya kalırsa, taşıdığı yüksek enerjiden olsa gerek, grupta, içten gelen huzurla gülümseyen bu adama dokunma isteği uyandırır. İspanyolca adıyla Palenque girişinde ok yay da satan aynı şekilde giyinmiş diğerleri yanında sakince, birini “abla”nın damadına aldığı, -paketi 100 Peso’dan- birkaç paket puro satmakta.

“1987’de Dünya Mirası kabul edilip koruma altına alınmış, %51’inde Meksika Hükümeti’nin hakkı var, hiçbir şeye dokunmayın… Kazılar 1950’lerde, Alberto Ruz’un ayağı bir deliğe girdiğinde başlamış, %75’i halâ toprak altında; Mayaların 9. yy. sonunda, iz bırakmadan buradan ayrılışlarının tek açıklaması yok. Ardından orman, İspanyollar gelene dek şehri örtüyor. Yazıtlar Mabedi, duvarındaki gliflerden 600 adedi okunabilmiş, içinde Pakal’ın mezarı var.”

“Lahit kraliçeye ait, mumyalanıyor, yüzüne yeşim mask örtülüyor, sarıldığı malzemenin rengi yüzünden Kızıl Kraliçe diye tanınıyor… Tropik iklim yüzünden hızla yosunlanan taşların sık sık temizlenmesi gerekiyor. Dokuz kez reenkarne olacaklarını düşündüklerinden piramitleri dokuz katlı, yer altı on üç katlı. Hayat Ağacı dallarıyla göğe, kökleriyle yeraltına bağı simgeler, gövde, Dünya yaşamını kontrol eder.”

Mayaların iki büyük hükümdarından biri olan, M.S. 600 sonrası 12 yaşında tahta geçip kargaşaya son veren Pakal 60 yıl hüküm sürer. Pakal’a ait tabut kapağı üzerinde Ay, Güneş, Hayat Ağacı, quetzal ve yarı yatay vaziyette Pakal kabartması bulunmakta; “abla” bunu ilk kez, yatay duruşuna, çevresindeki bağlantılara bakarak “Pakal’ın uzay gemisi içinde bir astronot olabileceğini” iddia eden E. von Daniken’in Tanrıların Arabaları kitabında okumuştur.

Pakal’ın Sarayı, “Dinlenme odası, çatı yok, duvar resimlerinde, üç yıl annesinin, vekâlet ettiği Pakal’a tacını verişi, kraliyet ailesinin yaşam alanı… Toplu yok oluşla ilgili açıklamalardan birine göre, şehir zamanında zemin de dâhil rengârenk boyalıymış, kireçtaşını ezip ısıtarak elde ettikleri alçıya boya katıp… Isıtma için odun gerek, zaman içinde ormanı, sonra da yağmurları yok ettiler.” …açıklaması “abla”ya hiç de inandırıcı gelmez; yerli halkların doğaya olan saygısı üzerine onca okuduğu varken, üstüne üstlük Chamula’daki Maya domo evini, hatta kilisede, fayansa oturmamak için otlarla, çam iğneleriyle kapladıkları zemini gördükten sonra…

Ezoteriklerin demesine göre, Mayaların, gruplar halinde tekâmül edip boyut değiştirdikleri için arkalarında iz kalmadığı fikri “abla”ya çok daha akla yakın gelir. Elbette bu, bilgiyi elinde tutan az sayıda seçkini kapsar; o günlerde tarım vs. amacıyla kent dışında yaşayanlar, bugün karşılaşılan, alışveriş edilen Mayaların Ataları olsa gerektir.

“Eğitim avlusuna bakan galeri en önemli olanı, ucunda taht var… Avlunun bu duvarında esir edilmiş kabileleri sembolize eden kabartma… Mask kabartmalarıyla süslü duvarda, yüksekteki boşluklar, kumaşları taşıyan kalasların yerleştiği delikler olsa gerek… Pakal’ın iktidarı teslim alırken annesiyle betimlendiği kabartmaların olduğu Güneş Tapınağı ve Haç Tapınağı… Kule, rasathane olarak kullanılmış.”

Üzerinde bir balık figürü olan iki ucu kapatılmış bambu boru, ortasındaki yarıklar sayesinde, ucu kumaş kaplı bagetle vurulduğunda çok hoş bir tını vermekte; 200 Peso verip alırken “abla”nın aklı, bunu seveceğini düşündüğü torununda.

Sarayın önünde aşağıda, yanındaki tabelada “Mayan Valf” diye tanımlanan, arkı neredeyse tıkayacak kadar çıkıntı yapan kayaların, suyun debisini ayarladığı düzenek, “abla”nın isteği üzerine kardeşince fotoğraflanır. 56 kaynakla beslenen, dokuz ayrı akış hattı bulunan yerin, Maya isminin, büyük suların yeri anlamına Lakamha oluşu boşuna değil.

Üzerindeki kabartmalarda, diz çökmüş dua eden bir sporcunun, koruyucu parçalarla donanmış bir başkasının, top oyunu sahnelerinin resmedildiği, “Klasik döneme ait top oyunu alanı”.

Müzeye ulaşan grup, önce Pakal’ın mezarı, üzerine de Yazıtlar Mabedi inşa edildiğinden ve mezarın kapağı ağırlığı dolayısıyla mabetten çıkarılamadığından, detaylı bir anlatım görür bir de video kaydı izler.

Yol üzerindeki molada, “abla” daha önce de Tuxtla yolunda gördüğü bodur askılığa rastlar, bayılır; bildiğimiz palto, şapka asmaya yarayan askılığın yarı boyunda olanı, burada masayla aynı boyda, yanı başında.

“Chiapas’ı geride bırakıp Yukatan’a geldik; ovalar düzlüklerden oluşan Yukatan kıyısı güneydoğuya doğru plajlar, sahil boyu turistik otellerle dolu.”

“En önemli problemler, beslenme, fiziksel gelişme, erken annelik, %68’nin suyu yok! Daha iyi şartlar için Amerika’ya ulaşmaya çalışan mülteciler, Bandidos denen çetelerin eline düşüyorlar. Cinayet türünden cesaret sınavı ile girilen çetelerde ailesizler, evsizler kabul görüyor. Polis teşkilatında, Turizm, Trafik, Asayiş ve Eyalet polisi, bir de Federaller var. Bazısı ağır silahlar da kullanan, ailesinin bile ne iş yaptığını bilmediği –geçen hafta Barbie isimli bir karteli çökerttiler- kolluk gücü dışında, kaçırılma ve fidye isteme olayları yüzünden özel güvenliğe talep çok. Kocan elimizde deyip para istiyorlar… Yerlilerin okuma yazma oranı %11, geleneksel aile düzeninde şiddet var; kadın eşini şikâyet ederse masumiyeti kanıtlanana dek erkek hapis, bazı kadınlar ihaneti böyle cezalandırıyor… Halkı yanına alan suç çeteleri kurumsallaşmış, onlar bir kenara konunca suç oranı sıradan…”

Gece varılan Campeche’de parkta “abla”nın en beğendiği, çepeçevre parmaklıklı duvar boyunca -“abla”nın İspanya Sevilla’dan hatırladığı- mavi, sarı desenli seramik döşeli oturma sekisi.

Palenque görselleri:

18 Mart 2016 Cuma

“Abla”nın Meksika, Guatemala, Honduras gezisi 5: Aqua Azul - Palenque


27 Ocak 2016 Çarşamba günü sabah 4:00’te uyanan grup kumanyasını alır, 5:00’te yola koyulur. “Aracın fanı bozuk”tur, grubun soğukla barışık yöre insanına dönüşmesine pek az kalmıştır. Yine de virajlı yolda bitek coğrafyada döne dolana yol alınırken yükseliveren güneş büyük sevinçle karşılanır.

“Kahve de üreten ikinci büyük Maya kabilesi Tzoltzil’lerin topraklarındayız… Petrol işçileri, memur ve normal işçilerin sigortaları vardır, hastaneleri ayrı ayrıdır. Sıra alınır, üç hafta sonra randevu; laboratuvar işlemini sıra aldıktan sonra sen yaparsın… Klinik 3 peso, ama sorunu daha çok eczanede çözmeye çalışırlar. Meksikalıların %40’ı sigortalı, doğumu öncesi ekonomik durumu belgelenir, kan testleri yaptırılır, iki kişiden de tedbir olarak kan alınır. Bu arada 4 aylık hamileler bile, boynuna kordon dolanması korkusuyla sezeryana özendirilir. Hastanelerin koşulları iyi değil ama doktorlar iyi, asıl parayı özelden kazanıyorlar. Aileler parayı aralarında toplayıp gereken tedaviyi sağlıyorlar.”

Yöre kahvesinin iyi olduğu taraçalı, günışığını şefkatle kucaklayan mola yerinde kahvaltı edilir. Katılımcılardan bir hanımın ikramı, taa ülkeden taşıdığı zeytin, hele hele beyaz peynir büyük sürpriz!

Yola çıkılır, araçta yerli halkın geleneksel doğum yöntemi konulu video izlenir: “Tanrının ve bitkilerin yardımıyla” ebenin, hamileliğin gelişimini izleyişi; kolları, tabureye oturmuş kocasının boynuna sarılı diz çökmüş annenin, etekleri arasından bebeğin alınışı; bebek kız ise göbek bağının 15 cm, oğlansa 25 cm’den kesilişi, annenin bir gün sonra buhar hamamına sokuluşu; yeni yöntemler, doğum kontrolü. Patricia’nın bebeğini, demesine göre, burada, üç hafta önceden alacaklarmış ama o ülkesi Hollanda’da doğum yapmayı tercih etmiş.

Henüz fazla yol alınmamışken, bir grup genç, “bir şeyleri protesto eden” bez afiş altında, halatlarla çektikleri çivili kalas yardımıyla yolu keser. Rehberler fotoğraf çekmeyin uyarısı yaparlar; görüşmeler sonucu 150 Peso alan gençler, şoföre ufak bir kâğıt verirler, yola çıkılır.

Duraklamalar sırasında, Uraz’a “UUU!” diye seslenen Patricia ile ona “Francesca” diyeduran Uraz arasındaki isim kargaşası sürerken, bu defa da askerler yolu keser; gerekçeleri “yolunuz üzerindeki gösteriler dolayısıyla sizi bekletiyoruz” olur.

“1991 Nafta Anlaşması, topraklarını talep eden Zapatistalara tepki olarak doğuyor. Köyün ortak kullanımına verilen toprakların ürünü büyük şirketlere kaptırılıyor.1994-2004 arası silahlı mücadeleler sırasında San Cristobal birkaç gün işgal altında kalmış. 11 Eylül sonrası yabancıların kaçırılıp öldürülmesi olayları artmış. 2004’te önemli lider Marcos, o da yerli değil. Direnişi kullanarak uyuşturucu işi yapıyorlar, sonra anlaşılıyor ki, Marcos uyuşturucu zenginiymiş. Sağcı başkan Salinas, kartellerle ilişkiyi ılımlı tutmuş, Liberaller öne geçince kartellere karşı 14 yıl süren savaş başlamış. Ardından sağcıların yeniden iktidara geçişiyle başlayan protestolar, daha çok haklarını elde etme amaçlı. San Cristobal’de bile turistlere bir şey olmamış, bizi zaman kaybı dışında etkilemeyecek!”

Askerin yirmi dakika sonra yolu açtığı katılımcılar, yine pek yol alamadan bir kez daha çivili kalaslı bir başka grup tarafından durdurulur. Bir saate yakın bekletilen katılımcılar yola koyulduğunda Patricia, eline tutuşturulan kâğıdın içeriğini aktarır: “İşsizlik giderici talepler, 3-4 saat mesafedeki kardeşlerinin haklarını savunuyor, talep ediyorlar, daha iyi yaşam standartları, toprak… Sonuç alana dek eylemlerimiz sürecek...”

Mavi su anlamına Aqua Azul, taraçalar halinde köpürerek aktığında bile su yeşili rengi değişmeyen nadir güzellikte bir şelale. Öğle yemeği öncesi grubun ağaçlara arasına dağılıp güzel fotoğraflar çektikleri ara torununa ses çıkaran tahta oyuncak arayan “abla” bir ambalaj üzerindeki Made in China etiketiyle dertlenir.

Yola çıkılır ama az sonra yol yine kapatılır: “Palenque’deki taksilerin yıllık lisansı 10.000 Peso imiş, buradakiler korsan; Palenque’dekiler bunları şikâyet etmiş, bunların arabaları bağlanmış, görüşmeler sürmekteymiş. Barikatlar arasında iletişim ev telefonlarıyla sağlanıyor.”

Bu kez, 5,5 saattir bekleyenlerin olduğu söylenen kuyruğun önlerindeki, 300 Peso ödemek istemeyen biri yüzünden beklenmekte: “Ağaçlar arasından görünen uydu anteni vs. buralının zenginliğine kanıt, kendi ihtiyacı kadar tarım yapıyor. Şehirden gelip ev işi için aylık 300 Euro’ya hizmetçi arayanlar oluyor; kızları kente çalışmaya yolluyorlar, ara sıra ağabey gidip parayı topluyor, harcıyor…”

Katılımcılar yaklaşık bir saat sonra yeniden yola koyulur. Ara sıra inen bulutların incecik pusladığı, Küba’dakini hatırlatan, asfalt geçmese birkaç günde bitkilerle örtülüverecek görünen verimli coğrafyada, yolda rastladıkları, kasaları, -alınlığı yıldız, yıldırım, kalp, kartal motifleriyle süslü- muşambayla kapalı kamyonetler, hem insan hem eşya taşımada kullanılmakta.

“Eğitim… Kreş de anaokulu da var, Hem özel, hem devlet anaokulu ilkokula hazırlıyor, devlette çocuklar daha çok oyun zamanı buluyor, forma var. Yılda beş ana sınav var, başarılılar, tanıdıkları da varsa burs başvurusunda bulunabilir… Sendikalar oyları karşılığında grev türü eylemler için öğretmenleri kullanabiliyorlar… Mimarlık, psikoloji yükseköğrenimde talep edilen bölümler.”

Kahvaltı ve molalarda kahveyle arası olmadığından, içine bir şey koyma niyetiyle sıcak su istemeyi öğrenmiş “abla” için, fincanını gösterip, -ilk sözcüğün telaffuzundan özenle “k” harfi düşürülse de- “aqua caliente” isteyebilmek, büyük nimet.

Bir alışveriş merkezinin marketinde alışveriş için kısa mola sırasında reyonlarda, dağ gibi yığılı biber türleri yanında satılan kaktüs dilimleri fotoğraflanmayı hak eder.

Sonunda, yola çıkıştan yaklaşık -219 km-, 11 saat sonra Palenque’ye varılır. Acente kitapçığında “…parkur parkur yol kapatmaları yapıldığı için bugün yola erken çıkmak zorunda kalıyoruz” ifadesinin ne demeye geldiğini anlamış “abla”, ülke gerçeğini yerinde gözlemlemekten hoşnut.

Maymunların yüksek ağaçlarda ürkütücü çığlıklarla höykürerek dolandığı yemyeşil orman içinde, ortancanın her otelde olduğu gibi kıyı köşe fotoğrafladığı, abla”nın taşlarla yapılmış tezgâhına bayıldığı, ferah bungalovlarda konaklanır. Akşam yemeğine gitmeden uğranılan teyzeyle küçük kız kardeşin dairesi ziyaretinden önce “abla” geniş verandada, bir zaman, sallanır koltuğun tadını çıkarır.

Chan-Kah Otel, Palenque görseleri:

17 Mart 2016 Perşembe

“Abla”nın Meksika, Guatemala, Honduras gezisi 4: Mexico City - Tuxtla - San Cristobal


26 Ocak 2016 Salı günü sabaha karşı 3:00’te uyandırılan grup, ısrarlı talebi sonucu artık ısıtılmış araca yerleşir, 4:00’te Tuxtla uçuşu için havaalanına doğru yola koyulur. Kahvaltıların kumanya şeklinde alındığı yolculuk kısa sürer; uyku sersemi havalanır 1,5 saat sonra ayılamadan, 9:05’te iner, şoför Hector tarafından karşılanırlar.

“Chiapas’tayız, Meksika Körfezi ile Pasifik arasında… Guatemala’dan çıkıp Meksika Körfezi’ne akan nehre adını veren Juan de Grijalva fethe Küba’dan başlıyor, bu bölgeye geldiğindeyse ticarete girişiyor. Sömürgeleştirme beceriksizliği üzerine 1521’de ardından Cortes gönderiliyor… Milyonlarca yıl öncesine tarihlenen Grand Canyon ile aynı zamanda oluşan Chiapas’ta yaşayan 4,5 milyon nüfusun 1/3’ü yerli, gerisi Meksikalı, ikisi ağırlıklı yedi yerli halk var.”

Mola sonrası ulaşılan Ulusal Park’ta turuncu birer cankurtaran yeleği giyip iki tekneye dağılan grup, adı bir mağaraya girip kaybolan su demek olan Sumidero Kanyonu’nda yol alır. Huzurla akan nehrin sakinleri, tepelerde dolanan akbabalar dâhil irili ufaklı kuşlar, kayalara ağır ağır tırmanmakta iguanalar; kayalarda, mevsimsel akışlarla oluşmuş kireç sarkıtlar ile tepeden halâ sızmakta azıcık suyun aşağıya incecik tül gibi savrulduğu, devasa bir yılbaşı çamına benzeyen yosun oluşumu fotoğraflanır.

“İspanyollar geldiğinde esareti istemeyen pek çok yerli, derinliği 1000 m olan kanyona atlamış. Hidroelektrik elde edilen barajlar çok yüklendiğinde açılır bu da su baskınlarına neden oluyor. Tuxtla’nın çöpü buraya atıldığından nehir, yağmur mevsiminde daha kirli olabiliyor.”

Mağaralardan birine daha yaklaşan teknedekiler Renkler Mağarası’nı fotoğraflarlar: Manuel Moreno Torres’in yaptığı sunak, yine tunik üzerinde beliren suret biçiminde; altta bir meleğin omuzlarında etrafında hale ile görünen Meryem Ana.

Molada, Patricia’nın katılımcılara tanıttığı Anita, 29 yaşında Chamula’lı bir genç kadın; giysilerinin ufak bir kısmı sentetik, geri kalanı el dokuması, işleme… “Kendisi Tzoltzil; amcasını ziyaretine izin var ama köyde yaşamıyor. Köy halkı kendi şamanlarına gitmek zorunda, kardeşi ile kendisi hastalandığında iyileşmeyince, birlikte kiliseye giderler, kardeşi ölür ve kendisi de dışlanır.”

“Chamula tipik bir yerli kasabası, çevrenin sebze meyve ihtiyacını karşılıyor, ne üretiyorlarsa onu tüketiyorlar; Aziz Yahya’ya bağlılar, koyun, keçi ile birlikte tasvir edildiğinden etini yemezler, dışarıdan evlenmezler.”

Girişteki mezarlık, kurumuş çam dallarıyla, rengârenk parlak kâğıt süslemelerle kaplı: “Beyaz mezar taşları bebeklere, mavi -Azizlerin mezarlarına bakan- Maya domolara, siyah taşlarsa yaşlılara ait; aile mezarları bol haçlı, sadece taş, suçlu mezarını belirliyor. Ev tipi mezar pahalı olduğundan şimdilerde terk edilmiş; Kasım’da Ölülerle Buluşma Günü’nde burada toplanılır, mezarların toprakları havalandırılır.”

Geniş caddede yürünürken rastlanan, önünde, çevresinde bebeleriyle yün tarayan -toplu fotoğraf için para isteyen- bir kadının oturduğu tek katlı yerli evinin merkezinde, ufak avluda yeşil çam dallarıyla süslü koca bir haç dikili; arkada, ısıtılan volkanik taşlara su dökülerek elde edilen buharla terleme odası, -“abla”yı şaşırtan, Türk hamamı, Fin hamamı esaslı- hamam.

Üç yol ağzında çevreyle tümüyle zıt, üç katlı, görkemli bir ev: Amerika’da çalışmak isteyenleri organize eden –Coyote- insan tacirinin evi, en üst katta minik bir kamera hariç büyük özgüvenle, kendinden memnun dikilip durmakta: “Chamula devletten bağımsız, kolluk gücü yok, kendilerini yönetmekteler…”

Anita’nın amcası Maya domo; kapısı çelenkli evde, zemin serilmiş kuru otla kaplı, duvar dibindeki ahşap seki, odayı çepeçevre dolanmakta. Odanın ortasında uzun kenarı boyunca, tavana tutturulmuş kirişten yerlere dek sarkan, üç ayda bir yenilenen çok sık, taze -bir tür orkide- Bromelia’ların kokuları, önündeki sunaktan yükselen Copal denen yanabilen bir taşın tütsüsüne karışmakta. Mumlar, günde üç kez tekrarlanan ritüelin gereci kap kacak sunak üzerinde. Evin bakımını üstlenenler, 20’şer günlük nöbetlerle tarla işlerini sıraya koymuşlar. Geleneksel giysileriyle yaşayan, bir yıllığına seçilen Maya domo’nun amacı gelenekleri canlı tutmak; yıllık neredeyse 10.000 Dolarlık harcama gerektiren bu iş için küçükten para biriktirmeye başlanıyor. Maya domo’yu başkan seçiyor diğer Maya domo’lar onaylıyor.

Ritüeller sırasında aynı melodiyi tekrarlayan, gitar, org kanun karışımı bir vurmalı kenarda sessizce beklemekte.

“En büyük üç problem, çok kolay üretildiği için alkolizm, bebekler sütten kesilir kesilmez verildiği ve ciddi diş sorunlarına yol açtığından kola, bir de havai fişek yanıkları…”

Chamula Meydanı: Tek katlı binaların dizildiği düzgün caddelerle bölünen geniş kasabanın ortasına konuşlanmış, bir yanı dayandığı ormana bakan meydan, karşısında, ilk yerli başkanın heykelinin yer aldığı, önü heykelli, arkası AVM’li valilik binası ile, 34 azizin doğum günlerinin festivallerle kutlandığı geniş bir alan. Bir yanında, aşı kartı ve para verdiğinden annelerin kaydığı hastane, diğer yanda “abla”yı gezi boyunca en etkileyen mekânlardan biri, 1522-24’te yapılmış, Aziz Yahya Kilisesi: Fotoğraf çekilemeyen kilisenin duvarları boyunca ışıltılı giysileriyle azizlerin maketlerinin yer aldığı camekânlar önündeki seramik zemin, kokusu geniş mekâna yayılmış, -“abla”ya kalırsa içleri, fayansa oturmaya razı gelmediğinden- kurumuş ot ve çam iğnesi örtülü. Sıra bulunmayan orta bölümde gruplar halinde, yerlere, yanlarında birer şaman ile çok sayıda çocukla oturmuş bir iki yetişkin yerli, ortalarında da mumların aydınlattığı şaşkınlık verici manzara: Bir şişe alkollü yerel içki, yanında -ismi lâzım değil- yaygın kola firmasının biri kahverengi, diğeri turuncu iki büyük boy pet şişesi, adak!

“Şaman rahip geleneği Kapadokya Azizlerinden gelir, para almazlar, baba hasta ise tavuk, oğul hasta ise yumurta getirirler, zihinsel özürlüler çok…”

Altar ardında, kilisenin dibinde bir delikanlı diz çökmüş oturmakta, şaman, ayakları bağlı bir horozu oğlanın bedenine sürmekte; hayvanın kafasının koparılması –güçlü- ihtimaline karşı “abla”, hızlıca adımlarla, çam iğneleri üzerinde kaymamaya çalışarak kapıya yollanır, parlak beyaz cephe önüne çıkar.

Bir diğer yerli kasabası Zinacantan’a gidilirken, “Daha liberaller, gönüllü örgütlerin çabasıyla doğum kontrolü eğitimi yapılmakta, resmiyete dayanmayan erken evlilikler var, bebek olmazsa eve yollanan kızı ebeveyni kabul etmezse sokağa atılır… Çiçekçilikle ünlüdür, Aziz Laurent’e inanırlar, çiçekli işleme ve dokumalar Zinacantan’a özgüdür.”

Zinacantan’da dar bir sokakta, siyah saçları iki örgülü Tomasa tarafından karşılanan grup, işlemelerle, dokumalarla dolu bir iç avluya girer. Tomasa yerde, önüne diz çöktüğü tezgâhı başında dokumasına devam ederken, grup rehberleriyle gönüllü iki katılımcı ev sahiplerince özel biçimde giydirilir, avluya getirilir; “gelin, damat ve akrabaları” bol bol fotoğraflanır.

Arka avluda bir başka odada sarı, beyaz, siyah, mor renkli mısır dolu çuvallar arasında genç bir kız, delikli eğimli taşta yoğurduğu hamurdan kopardığı ufak topakları eliyle, beceriyle açıp sacda pişirir küçük sepete koyar; masa üzerindeki kaplarda değişik lezzette içler, katılımcılar tarafından sıcak minik lavaşlara sarılıp denenir, yenir.

San Cristobal’de konaklayacak katılımcılar, kentin hareketli, ışıklı yaşamını; bir sokakta “Viva Zapata!” sloganlarıyla bir gösteri yapılırken, az ötede, ortasında orkestranın çaldığı, çiftlerin dans ettiği yüksek ağaçlarıyla parkı, uzun, şenlikli Barlar Sokağı’nı, önünde haftaya Chamula’yı ziyaret edecek olan Papa’nın maketiyle bir otel girişini, cephelerdeki güzelim seramikleri, çiçekli bahçelerin sıralandığı sokaklarını keşfetmekten mutluluk duyarlar.

Kolonyal bir binadan dönüşmüş otel, Hotel Mexicana ise döne dolana fotoğraflanan bir başka güzellik…


Chamula Kasabası görselleri:

Zinacantan dokumaları görselleri:

Hotel Mexicana görselleri:

16 Mart 2016 Çarşamba

“Abla”nın Meksika, Guatemala, Honduras gezisi 3: Teotihuacan – Mexico City


25 Ocak 2016 Pazartesi, iş günü sabahı kalabalık trafikte motosikletliler ağırlıklı.

Henüz soğuk aracın içi, nefesle ısınacağa benzemez; önünden geçilen binayı gösteren Jose anlatır; “…İş ve işçi bulma kurumu, aynı zamanda sendika gibi çalışıp sorunları çözer… Sokak yemeği satan tezgâh, puesto, evsizler işletiyor, önce mahallenin onayını almaları gerekiyor, sonra sırayla diğer kurumların, rüşvet çok yaygın.”

Çok katlı bir yapı önünden geçerken “Meksika’nın kalabalık kentlerinden Sao Paulo’da 60’larda başlayan gökdelenleşme, şimdilerde, yenileme maliyetlerini karşılayamadıklarından, kent, işgalcilerin kaldığı metruk bir gökdelen mezarlığına dönüşmüş durumda.”

Garibaldi Meydanı, “İşçi pazarı”.

Tlatelolco, Üç Kültür Meydanı; araçtan inen gruba, son depremde bir karış çöken cadde ile kaldırım arasındaki düzey farkını gösteren Jose “San Andreas yanında bir de Coco isimli fay hattı var.”

Aztek, Kolonyal ve Modern Dönemin bir arada görülebildiği geniş panoramaya hâkim taraçada Jose “Pazar yeri Aztekler döneminden kalma” der, “Sonra İspanyollar, yerlilerin, Venüs’ün döngüsünü izleyerek her 52 yılda bir yaptıkları piramitlerden birini yıktırmışlar, tabanı üzerine 1425 tarihinde yıkıntılardan, yine yerlilere bir kilise yaptırmışlar.”

Grubun yolu bu kez Dünyanın en zenginlerinden Meksika iletişim şirketleri Telcel ve Telmex’in reklamı için trafiği durduranlar tarafından kesilir.

Varılan geniş meydanın hemen girişinde, iki yana doğru ayrılmış ön cephesi hemen fark edilen, Meryem’e adanmış, 1595 tarihli Yaşamın Işığı Kilisesi; “Hıristiyan olmuş bir yerli gece rüyasında davet alır, gittiği tepede Meryem’in suretini görür. Kilise bu vizyonu reddeder, yerlinin sözü ancak ölümü sonrası kabul görür. Burası bu yüzden Latin Amerika Kilisesinin merkezi, Piskoposluk sayılır… Depremde eğilince iki yıl ibadete kapatıldı, avizeler İspanya’dan, vitraylar İtalya’dan, org Almanya’dan… Zemin oniks.” Bazilika düzenindeki iç mekânda, kenarda bir kadının mikrofona söylediği ilahi dalgalanmakta; avizelerin zincirleri şakul işleviyle, çerçevelerin, sütunların eğriliğini göz önüne sererek tabandan alınan eğim duygusunu pekiştirmekte.

Meydanın diğer yanında 1980 tarihli modern kilisenin ferah içi dışından çok daha güzel; dua sonrası yanı başındaki yaşlı yerli kadının, elini sarıldığı “abla” gibi kalabalık, barış mutluluk dilekleriyle birbirlerinin elini sıkar. Ardından, altından yürüyen bantla geçilirken, altarın arkasına düşen görkemli çerçevede sergilenen, üzerinde Meryem’in suretinin belirdiği tunik fotoğraflanır.

Teotihuacan yolunda, kent dışında, 12 milyon nüfusun barındığı, tepelere parlak pembe, turuncu, sarı, mor, su yeşili renklerle yayılmış evler için, “Mexican favela!” der Jose, “alt yapı var, çok yoksul değil, yaşanabilir.” Yolun öte yanı sanayi bölgesi. “36 saatte Amerika’ya ulaşan otobandayız.”

Obsidyen atölyesi durağında ilk sunum, pulque yapımı; Aron, çevresinde toplananlara anlatır: “Agave, aloe vera ailesinden, -“abla”nın Marmaris anılarında Mısır İnciri ismiyle yer alan- Frenk İnciri; suyu içilir, meyvesi yenir, şekeri düşürür, kalsiyum ve vitaminden yana zengin. 10 yaşına geldiğinde göbeğinden çıkan kalın sap kesilir, raspador denen metal kaşık-kepçeyle küçük haznenin iç duvarları kazınır; şekersiz ama tatlıdır, 6 ay boyunca günde 2 litre özsu salar, 6 ay sonunda ölür. Yağından şampuan, sabun yapılır. Hindistan Cevizi sütüne benzer bir lezzeti olan kıvamlı özsu, sukabağı benzeri bir pipetle çekilir; hemen fermente olur, %4 alkollüdür, likör ve tekila yapımında da kullanılır.”

Aron o ara nasıl yaparsa, -etli yan yapraklar değil- ortadan kesilen sapın ilk katmanından incecik bir tabaka çıkarır, kuruduğunda ufalanan nemli esnek zar “kâğıt olarak, lifler ise dokumacılıkta kullanılıyor”; ikinci hareketi ile de sapın ucundaki dikeni çeker, ardında uzun iple, iğne-iplik elde ederek, sağlamlığını bizzat test eden “abla”nın derin hayranlığını kazanır.

Ardından gruba, ferah düzenlenmiş bahçenin ortasında sıradan bir yığın gibi görünen, üzerlerine su döküldüğünde ışıldayan değerli taşlar tanıtılır: “Meksika’dan çıkan Obsidyen’in en önemlisi, -eliyle ötedeki yükseltileri işaretle- Teotihuacan’da çıkan. İşlenmesi kolay, siyah, parlak, keskin. Bıçak, mızrak ucu yapımında kullanılan volkanik camın değişik renkleri var, en değerlileri Güneş’in ve Ay’ın dışkısı denen, altın ve gümüş ışıltılı olan.”

“Aventurin, malahit, kaplangözü, lapis lazuli, turkuvaz, yeşim, quartz türleri, aquamarin, ametist, opal…” Taşların kutsallığının, enerji taşıyor olmasından kaynaklandığını anlatan rehber, tören masklarının elmasla şekillendirildiğini, sahte ile gerçek arasındaki farkı, tasarımların, müzedekilerin replikaları olduğunu, hükümetin satışa ve ülke dışına çıkışına izin verdiğini, son olarak da ürünlerin sertifikalı olduğunu bildirir.

Bir gün mayalanmış, kıvamlı, bulanık, yumuşak içimli pulque tadımını, tuzlu limonlu tekila deneyimi ve mayhoş Frenk İnciri likörü izler. “Abla”nın alışverişi kaktüs lifinden örülme bir peeling eldiveniyle (100 peso) sınırlı kalır.

Kısa Teotihuacan yolunda, festivallerde tüketilen içkinin artışıyla, ay yüzeyinde görülen tavşana benzer leke çevresinde üretilen söylenceler dolayısıyla Jose’nin söylediği, “herkesin kendine göre bir tavşanı vardır” sözü, “abla”nın pek hoşuna gider.

Renklerini koruyan iri çiçek kabartmalarının bulunduğu kapalı bölüm sonrası, önce Ay Mabedi’ne, sonra da Ölüler Yolu’nun öte ucundaki Güneş Mabedi’ne, son olarak da bahçesini köstebeklerin eşelediği Quetzalcoatl Tapınağı’na yürünür. Arada da, bir kaktüs yaprağı üzerindeki beyaz böcek larvalarını ezip kaktüsün suyuyla birleştirerek kırmızı renk elde eden bir yerli izlenir.

Tanrıların Şehri diye anılan, zamanında Roma’dan bile büyük bu önemli kent, bilinmeyen nedenle aniden terkedilişi, yapıların Gize’dekiler gibi Orion Takımyıldızı’nın yansıması gözetilerek yerleştirilişi, en yakın kaynak Brezilya’da olduğu halde bazı tapınaklarda kara mika kaplama kullanılışı gibi gizemler barındırmakta.

Güneş Mabedi'nin az sayıda basamaklı bahçesine “bile” arkadaşının elini tutmadan inemeyen “abla” sıcağı, şunu, bunu bahane edecek değil! Çok dar ve dik merdivenlerde ilk kez, yükseklik korkusunun ne menem bir şey olabileceğini dehşetle dener ve ilk birkaç basamaktan sonrasını tırmanmaya kesinlikle yeltenmez. Dolanırken rastlaştığı, kendisi gibi geride kalmayı yeğlemiş katılımcılardan, ressam-arkeolog hanım, sohbetleri sırasında, aynı dönem Anadolu’ya bakarak, Aztekleri geri bulduğunu anlatır.

Pulque görselleri:



Teotihuacan görselleri: