10 Eylül 2013 Salı

İkinci gün, “abla” grubu ve diğer katılımcılar Ekvador’da, Otavalo ile Papallacta’ya giderler.

18 Ağustos 2012 sabah 6:00’da kalkıp Pinsaqui çiftliği bahçesinde yürüyüş yapıp tavus kuşlarını, güzel atları, temiz hava işareti likenler sarkan ağaçları fotoğraflayan “abla” grubu kahvaltıdan sonra, bağımsızlık savaşı sırasında Pinsaqui güçlerinin Ekvador güçlerine katılması belgelerini, tarafların resimlerini görüp Simon Bolivar’ın 1 No.lu, geniş bir oturma bölümü de bulunan -tuvalet masası ile zarif desenli seramik lavabosu pek güzel- odasını ziyaret eder.
 
Günün ilk durağı Cotacachi Krater Gölü: Deri ürünleriyle tanınan, aynı adlı, henüz uyanmamış kasabanın bakımlı meydanı kıyısında, bir deri işçisi, iki çalgıcı ve ayağı toplu bir sporcudan oluşan modern bir heykel grubu var.
 
Ulusal Park içinde çevreye uygun, alçakgönüllü ahşap binalarla inşaat sürmekte. Dingin gölü çevreleyen patikada yapılan yürüyüş muhteşem manzaraya hâkim taraçada sonlanırken Cristian anlatır: “Ekvador’daki 24 eyaletten, bol göllü Imbabura’dayız, Cotacachi Krater Gölü’nde iki ada var. Eskiden adalarda çok sayıda vahşi Guinea Pig yaşarmış, ismi buradan geliyor, sonra hapishane olarak kullanılmış. İnka geleneğinde hapis yok. Karılarını aldatanları, yalan söyleyen, soygun yapanları adaya koyup izole etmişler. Volkanik olduğu için gölde hayat yok, çevrede beyaz ve siyah ayılar yaşıyor.”
 
Kıpırtısız mavi ile yeşilin derin tonlarındaki gölü fon alan fotoğraf faslı biter, grup çember çizerek arabaya ulaşır, yola koyulur. Cristian Otavalo eskiden yerlilerin yaşadığı bir yerken şimdi halkı Mestizo” diye anlatır, “Otavalolular hem çok iyi müzisyendir, hem de ahşap, seramik, taş, tekstil, triko el işi ürünlerde çok başarılıdırlar…”
 
Kasaba girişinde grubun dikkati, evinin bahçesinde kestiği domuzu bahçe kapısına asmış, derisini yüzen aileye yönelince şoför Vincent, fotoğraf için yavaşlar. “…kızarmış muz, patates yanında kızarmış domuz eti sokakta satılan, severek yenilen bir yiyecektir” diyen Cristian, Otavalo Pazarı’na yaklaşırlarken devam eder: “Erkekler beyaz pantolon, beyaz gömlek altına alpargatas (Quechua) denen sandaletler giyerler, bekâr kadınlar küçük, evli kadınlar iri boncuklu -yaşlılar gerçek- altın kolyeler takarlar. Pazarlık edebilirsiniz, %30 indirim yaparlar.”
 
Arabadan inilirken buluşma saati ve yeri konusunda talimat alan grup bir anda, -bir önceki yıl gittikleri Peru’da ayak bastıkları ilk pazar(Pisac)da çarpılmış “abla” küçük grubu gibi- her şey yanı sıra, çoluk çocuk daracık sıralarda iştahla karın doyurulan yiyecek bölümü de olan çok zengin, renkli pazara dağılır, gözden kaybolur. Hızlarını Peru-Bolivya’da almış “abla” grubunun Giritli kökenleri dolayısıyla yönelip inceledikleri ot tezgâhı dışında, daha ufak çaplı alışveriş ettiği sınırlı zaman çabuk tükenir; pazar dönüşü buluştukları araba, boyunları sıra sıra minik altın boncuk kolyeli Cecilia ve kız kardeşi –Quechua çiçek anlamında- Sisa ile yola koyulur. Uzun yolculuklar yapan Otavaloluların, yaşamlarını, geleneklerini anlattıkları şarkılardan bir kaçını seslendiren kardeşler, kasabanın çıkışına yakın vedalaşıp inmeden, önce, ailelerinin karşı çıkması yüzünden 1 dakika içinde görüşüp evlerine dönmek zorunda olan âşıkların öyküsünü, sonra bir meyve üzerine olanını söylerler.
 
“Abla” grubunun Peru, Titicaca Gölü’nde yaşayan Uros Ada halkından bildiği tortora denen sazdan, yatak altına hasır örüp çatılara bereket için konan hayvancıklar yapan yol üstü dokumacısında fotoğraf için duraklayan Vincent yola koyulduğunda Cristian anlatır: “Yöre köylüleri, her Haziran’da valinin katıldığı hasat şenliklerinde çok iddialılar, kutlama yemeği için gereken tavuk, Guinea Pig, taze tüketilen tipik And içkisi chica için mısır sağlarlar… Yerel doktor şaman, ilaç için bitkilerden yararlanır. Teşhiste Guinea Pig’in özellikle siyah olanını hasta bedene sürter, yarım saat içinde hayvan ölürse hastalığın hayvana geçtiği düşünülür; şaman, ölü hayvanın iç organlarına bakarak hastalığın ne olduğunu söyler. Bir diğer teşhis yöntemi de, genç çiçekleri derin derin koklandığında vizyon gördüren Ayahuasca’dır.”
 
Araba öğle yemeği için Molino San Juan’a girer: Değirmenin çok kalın kütükler, çarklar, kayışlardan oluşan mekanizması dekorasyon amacıyla aynen korunmuş. Koskoca bir körüğün ortada sehpa işlevi gördüğü salon, tablolar, sanatsal objeler, post ve kilimlerle süslü.
 
Ev sahibesi hanımın konuşması: “Evime hoş geldiniz, iyi geziler diliyorum. Ülkemiz küçük ama birçok güzel şey barındırıyor. Büyükbabadan kalan bu tarihi bina ev değil, eski bir su değirmeni, Ekvador’da önemli; hidrolik mekanizmayı, duvarda, alt kattaki tribünleri döndüren basınçlı suyun izlerini görüyorsunuz. 1864’te toprak reformu sonrası su paylaşılınca değirmeni çalıştıracak debi sağlanamadı. Büyükbabanın çok değerli bir yüzüğü varmış, bu değirmenin makinelerini Fransa’dan, onu satarak almış. Ve Guayaquil’den buraya eşeklerle, uzun zamanda çok zahmetle getirebilmiş.”
 
Yemek salonu duvarları cam, seramik eski yemek takımları ile süslü, bir pencere üzerinde porselen çay takımı çakılı, aralarda ise azizlerin yağlıboya tabloları. Ev sahibesi hanım, sıcak havlu servisine bir jest daha ekler, duvarları eski kapkacakla süslü mutfağı meraklı turistlere açar. Tropik meyve suyu seçeneklerine bu defa blackberry eklenmiş.
 
Eski süt güğümlerinin çöp kutusu, lavaboların saksı olarak değerlendirildiği değirmen restaurant’tan memnun ayrılan grup, Ekvador’un önemli ihraç ürünlerinden, bir gül çiftliğine doğru yola çıkar.
 
Üzerinde kazların salındığı ağaçlı gölcük kıyısındaki Rosen Pavillion firmasının 45 hektarlık alana yerleşmiş serasında, her yatakta 350, toplam 10.000 adet fidan var. Firma çalışanı, örnekle nasıl fidan ıslah edildiğini anlatırken kıvırcık esmer asabî köpeği koşuşturur. “Her yatağa damlama yoluyla günde 5 lt su verilir, dibindeki saman fazla suyu dengeler. Fidanlar ortalama 17 yıl dayanıyor. Sevgililer, Anneler Günlerinde satış daha fazla; Avrupa, Amerika, Avustralya ve Rusya’ya ihracat yapılıyor. Gül gonca iken kesilir, 3 derece soğukluktaki odada suya konur neredeyse dondurulur, aynı sabit ısıda ihracat yapılır, ısı bir derece bile artsa gül açar, iade edilir.”
 
Grup soğuk odaya girer; yola çıkmayı bekleyen 12’şerli gül paketlerini, Amerika, Avrupa ve Rusya size’ının belirlendiği, seçilip besin eklenerek ambalajlandıkları masaları görür. Bir kısmı simli rengârenk güller, başka bitki köklerinden elde edilen toz boyalarla renklendirilmekte.
 
Ellerinde hediye güllerle grup, “abla”nın bayıldığı ışıklı bulut resimleri arasında yol alırken, bir de gökkuşağı! 5 yıl turizm rehberlik okumak üzere Quito’ya giderken, Cristian’ın geride bıraktığı köyünün yakınından geçilir. “Pichincha Eyaleti’nde Amazon’a giden yol üzerindeyiz. Yol genişletme çabaları yüzünden trafik sıkışık. Yollar genişledikçe 100 km hız sınırı aşıldığından kazalar arttı. Hapis ve para cezası ile önlenmeye çalışılıyor… 4000 metreye doğru yükseliyoruz. Yüksek doğal alanlar (Paramos) aynı zamanda su kaynağı…”
 
Rehberin üşenmeyip inerek yol kıyısından aldığı, gövdesini kat kat kaplayan, böceklendiğinde kâğıt inceliğindeki katmanı attığı için iç rahatlığıyla ev yapımında kullanılan endemik Paper Tree elden ele geçirilerek incelenir.
 
“Burası aynı zamanda akbabaların yaşadığı bölge, iki yılda bir yumurtladıkları için sayıları giderek azalmakta. Andların tipik otu, sert olduğu için hayvanların yemediği, su geçirmez Paha, -Quechua Colchasa denen- yuvarlak, 15 kişinin bir arada yaşadığı yerli evlerinde kullanılıyor, evi sıcak tutuyor. Çiftçilik için iş gücüne ihtiyaç var.” Katılımcıların “Peki cinsellik?” sorusu üzerine Cristian’ın yanıtı, “Cinsellik ev dışında…”
 
Sürücülerin Koruyucu Meryemi’ne adanmış minyatür kilisecik geçilir; “4000 m.den inişe geçtik ama” der Cristian, “konaklayacağımız yer, bir gece öncekinden yüksek olacak, yavaş hareket etmenizi öneririz.”
 
Termas Papallacta’ya yaklaşırken girilen, alabildiğine bozuk yolda, yağış atında araba bir sağa bir sola yatarken Cristian hızlandırılmış İspanyolca dersi vererek grubu oyalar.
 
Akşam yemeğinden sonra gecenin karanlığında, grubun neredeyse tamamı, 5-6 derece soğuğa aldırmaz, pürneşe, hemen odalar önünden birkaç basamakla inilen, beden sıcaklığının biraz üzerindeki ısıdaki termal havuzlara girerler.
 
Pinsaqui Hacienda:
 
Otavalo görselleri:
 
Molino San Juan:

Hiç yorum yok: