7 Eylül 2014 Pazar

2014 Temmuz son haftası ile Ağustos ilk haftası “abla” üçlüsü, Endonezya’da gezer.


26 Temmuz 2014 Cumartesi öğle “bayram” öncesi, damatlarınca bir koşu Burhaniye’ye ulaştırılan “abla”, iki haftalık giysi dolu şişkin bavulunu sürürken takındığı tavır bir olağanüstülüğe işaret eden firma görevlisince aydınlatılır: “Otobüs İstanbul’dan çıkamamış, gelişi gecikti, kalkışı iki saat sonra ancak, isterseniz başka otobüsle…”


Böylece, 11:15’te yola çıkması gerekirken, Şeker Bayramı tatili dolayısıyla İstanbul’dan boşanan kalabalığın kilitlediği trafik yüzünden, söz konusu saatte ancak Burhaniye Garajı’na giriş yapan otobüsün, şaşkına dönmüş sürücüsü ile muavinleri, yüzlerinde her şeyi aşmışlıktan gelen derin tebessümle Ayvalık’a devam edecekken, “abla” ile diğer yolcular, bir başka otobüsle İstanbul’a uğurlanır.


Yol boyu sağlı sollu, kimi fotoğraflanmakta ufak tefek kazaların gözlendiği, Yalova Topçular’dan karşıya, büyük izdihamın yaşandığı Eskihisar’a, beklemesiz süren yolculuk Dudullu’da sona erer; “abla” ertesi sabah yola birlikte çıkacağı ortanca kardeşinin evine, yolla kıyaslandığında pek huzurlu Bostancı’ya gidecek servise biner.


27 Temmuz 2014 Pazar sabahı, nüfus sayımı sükûneti içindeki şehirde Bostancı’dan Taksim’e taksiyle 20 dakikada ulaşıp küçük kardeşle buluşan ortanca ile ablanın, havaalanı servis aracıyla Yeşilköy’e varması fazla zaman almaz. Üç kız kardeş, Singapur aktarmalı biletlerini aldıkları bankoda, yolculukları boyunca rehberleri olacak ciddi genç adamla tanışırlar.

 
13:30’da başlayan, türbülansa batıp çıktıkları 10.5 saatlik uzun yolculukta, “abla”nın, tasarımcısına hayranlık duyduğu zemini hafif yapışkan madde kaplı yiyecek tepsileri sayesinde kaza yaşanmaz.


28 Temmuz 2014 Pazartesi sabaha karşı, 5 saat ileri Singapur’a inip saatlerini ayarlayan grup, 7:00’de kendilerini Bali’ye götürecek ikinci uçuşu beklerken üçlü, Changi Havaalanı’nı süsleyen orkidesi bol, sulu, köprülü, bazısı fazla pırıltılı bahçe düzenlemelerini fotoğraflar; çocukların, uzun masalarda yığılı kuru boya ve kabartma kalıplarla ürettiği resimlere bakarlar. Uçağa binmeden yaptıkları tuvalet ziyareti sırasında, bir yıl önceki Singapur gezisi sırasında pek beğendikleri temizleyici sprey ile bazı tuvaletler içindeki bebek sandalyelerini yerli yerinde bulur; sorumlu, fotoğrafından ciddiyetle bakmakta Ramayee Rajagopal’ı, çıkışta, işinin beş kademede oylandığı panoda, memnuniyetle Excellent! diyerek oylarlar.

Yine Singapur Havayolları ile Bali’ye doğru yol alınırken, İngilizce özürlü “abla” şans eseri Patricia Highsmith’in Ocak Ayının İki Yüzü romanından uyarlama siyah beyaz bir film yakalar; yazarın diğer yapıtları gibi sıra dışı psikolojik gerilimi, kitabı okumuş olmanın avantajıyla keyifle izler.


9:35’te Bali Adası başkenti Denpasar’a inip, doldurdukları kağıtlar ve vize için ikişer fotoğrafla önüne dizildikleri bankolardan sorunsuz geçen yolcular, para (1 USD = 11.300 IDR) bozdurur; sıfırı bol bir koca tomar rupiyi çantasına sığdırmakta zorlanan küçük kız kardeş “banka soygunu gibi!” yakıştırması yapar.


Başta, yukarıyla bağı simgeleyen yıldız biçimli başlık, insanla bağın sembolü gömlek ve doğa ile harmoniyi tanımlayan saronglu yerel rehber Tomy’nin yanındaki yerel giysili genç kız, gelenleri, alçakgönüllü görünümüne karşın muhteşem kokulu frangipani kolyeleriyle karşılayıp süsler.

 
Gezi sonuna dek ancak alışılan, sürücüsü sağda otobüse binen; birbirine âşık çiftler, kız kardeşler, arkadaşlardan oluşmuş 20 kişilik grup, salkım saçak çiçekli otopark katları önünden geçerek 25 dakikalık yola koyulur. “Yıllık sıcaklık ortalama 25 derece, Temmuz Ağustos seyahat için en uygun aylardır” bilgisi veren rehber, gruba Bali’de bulunulduğu sürece ulaşılabilecek telefonunu yazdırır, ekler: “Mavi renkli Bluebird taksiler güvenlidir, 5.000’den açar taksimetreyi, şehir içi en çok 10.000 rupi yazar, benzin ucuz, taksi de ucuzdur… Yaklaşık 18.000 adanın 7-8.000’i yerleşime açık, en gözde olanı 5 km’lik sahili ile Bali… Arapça, Çince, Hollandaca karışımı, yazıldığı gibi okunan bir dil kullanırlar. Bali Hindu ve Budist ağırlıklı, Endonezya genelinde Müslümanlık yoğun. Adanın çok yerinde elektrik yokken, buraya asansörlü, yürüyen merdivenli binalarla turizm yatırımı yapıldı. Batı sörf turizmine uygun dalgalı plajlarla ünlü; doğuda, çekildiğinde suya ulaşabilmek için yüzlerce metre yürünen daha sakin plajlar var… Suç oranı düşük ama pasaport ve paranızı yanınızda taşımamanızı öneririz… Volkanlar, depremler yüzünden yapılaşmada bina yükseklikleri Hindistan Cevizi ağacını aşamaz, prensibine uyulmuştur… Pazarlık var, sizin için ederi ne ise bunun altından başlayın, aldıktan sonra da fiyatını sormayın.”

Pembe, sarı, beyaz mis kokulu frangipani ağaçları, palmiyelerle çevrili otele varılır. Tarçınlı, limonlu serin bir içecek ikramıyla karşılanan, sincapların tırmanıp indiği ağaçlar ötesi kumsala denize bakan, -“abla”nın bayıldığı, katılımcıların alışık olduğu türde bir melodisi olmadığından bir başı, sonu yokmuş duygusu veren hazmı zor yerel müziğin dalgalandığı- verandada, gözleri, –daha çok selametle vardık haberi verme amaçlı iletişime geçme çabasıyla- telefonlarında gruba, öğle yemeği öncesi soğuk havlu servisi yapılır.


İlk bakışta Çin mutfağından esinler taşıyan öğle yemeği sonrası, balkonu, palmiye çevrili havuzlar üzerinden okyanusu gören odalarına yerleşen üçlü, daha sonra kartlarını gösterip tabelasında “no towelcard, no towel” yazılı kulübeden havlularını alır; esintide rahatça güneşlenir, çekilmiş denizden arta kalan geniş uzun beyaz kumsalda yürür, parasailing yapanları ve iki yanındaki desteklerle suyun dönüşünü bekleyen tekneleri, minik denizyıldızlarını fotoğraflarlar.

Tur programının ilk gününün boş bırakılışını takdirle karşılayan kız kardeşler havlularını iade edip, akşam yemeğine kadar dinlenmeye çekildikleri, -çekmece içinde bir etiketle Kıblat ibaresiyle kıblenin belirtildiği- odalarında, -izleyen günlerde fasulye hamurundan susam kaplı yumuşak tatlı Javanese Cake, pasta, hatta tatlımsı balıklı çörekle son bulacak ikram silsilesinin ilki- ancak kaşıkla yenebilen jelimsi çekirdekli iç kısmı çok lezzetli passion fruit bulurlar.

Otelin sahilindeki tsunami uyarısı, toplanma noktaları bilgisi taşıyan tabelalara ek, oda kapısı arkalarındaki deprem talimatlarının, daha sonra Java Adası’nda karşılaşılacak yanardağ aktivitesinin, morallerinde en ufak bir sarsılma yaratmadığı adalar halkı, grubu, gezinin sonuna dek her karşılaşmada güler yüzle selamlar.

Grubun yeni yeni tanıştığı, dalgaların şıpırtısının esintiye karıştığı akşam yemeği sonrası, bakımlı bahçeleri şenlendiren tanımadık kuşların cıvıltıları arasında odalara, ardından da ülkeden binlerce km. ötede, yorgun, derin uykulara varılır.

 

“Abla”nın gezi arkadaşının bol fotoğraflı izlenimleri:
http://gezix.blogspot.com.tr/

Patricia Highsmith hakkında:



Frangipani görselleri:


 
Denpasar görselleri:



 

2 yorum:

Gezix dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Gezix dedi ki...

Endonezya'dan döndüğümden beri gezi yazınızı merak ve heyecanla bekliyordum.
Aynı yerleri gezip görmemize rağmen farklı bir göz ve bakış açısıyla Endonezya'yı tekrar yaşamak beni çok mutlu edecek.